Zoya

Çocukluğumda ve gençliğimde okuduğum kitapların benim için özel bir önemi var. Uzun yıllar boyunca etkisinde kaldığım yazarlar ve eserleri bugün dahi zihin dünyamda varlıklarını sürdürüyorlar. Michel Zevaco’yu ve Pardayanlar’ı başta saymam gerekecek ve hemen ardından Abdullah Ziya Kozanoğlu, Bekir Büyükarkın, Mustafa Necati Sepetçioğlu diye listeyi uzatacağım. Bunların bir özellikleri gençlik çağlarında okunmasıyla insana çok şey katmalarıysa bir diğer özellikleri de gençlik çağından sonraki okumalarda anlamsız oluşları. Kahramanların hepsinin gerçek kahraman olduğu ve dünyada yaşatılması gereken bazı erdemlerin olduğunu okuyucusuna hatırlatan bu eserleri otuzundan, kırkından sonra okumak ne kadar manalı olabilir ki? Zaten kimliğini bulmuş, hayatın boyunca sana yarenlik edecek erdemlerini heybene yerleştirmişsin… Üzerine daha ne koyabilirsin, bundan sonra neyi değiştirebilirsin?

İşin bir diğer yönü de anlatımla ilgili. Gençlik yıllarında çok dikkat edilmeyen anlatım ve edebi zenginlik ileriki yaşlarda önemini artırıyor ister istemez. Kahramanların ani hareketleri, oradan oraya savrulmaları, erdemleri uğruna canlarını hiçe saymaları gençken soluksuz okunurken ilerleyen yaşlarda dünyanın bahsedilen erdemler konusunda oldukça kıt kaynaklara sahip olduğu fark edildikten sonra biraz yavanlaşıyor ve hatta komikleşiyor. Daha kötüsü, yirmi yıl önce mükemmellik konusunda zirvede olan o kitap bir de bakıyorsunuz ki o kadar da mükemmel değilmiş. Yazar erdem vurgusu yaparken anlatımı da oldukça güdük bir seviyede tutmuş. Hatta bazı yazarların başka bazı yazarlardan çok kesin çizgilerle aldığı ilhamlar(!) okumakla geçen yılların neticesinde daha önceden görme imkânınızın olmayacağı kadar net bir şekilde görünmeye başlıyor gözünüze ki bu durumda yapılacak tek bir şey var. Geçmişte hayranlıkla okuduğunuz o kitabı geçmişte bırakmak. Tekrar okumak yerine düşünce dünyanızın o en müstesna yerindeki konumunu muhafaza etmek. Ben öyle yapıyorum. Bekir Büyükarkın’dan örnek vereyim. Çocukken çok zevkle okuduğum bu yazardan daha sonra bir satır dahi okumadım. Okumak da istemiyorum ki beni vaktiyle hüngür hüngür ağlatmış bazen de yapılan haksızlıklara karşı öfkelendirmiş, kahramanlıklarla gururlandırmış o kitaplar hayallerimdeki gibi kalsınlar. Belki hiçbir şey değişmeyecek ama risk almak istemiyorum.

Bu kadar sözü bir dostumun bana Zoya’dan bahsetmesi üzerine söyledim. Kitap hakkında söylenecek çok bir söz yok. Gençlik kitabı. Rus hanedanından bir kızın 1917 devriminden kaçarak varlık-yokluk içinde geçirdiği bir hayatı anlatıyor. Danielle Steel adlı yazarın kaleminden çıkmış, Enver Günsel çevirmiş, Remzi Kitabevi basmış. 400 sayfalık eserde bir miktar da yakın tarih bilgisi var.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: