Sütten yoğurt, yoğurttan ayran, ayrandan tereyağı yapıyor insanlar. Hani, süt de kıymetli ama tereyağı olunca bir başka kıymetli oluyor. Bazı alkollü içeceklerin birkaç işlem geçirmeleri neticesinde başka içeceklere dönüştüğünü de duymuştum. Birincisi de iyi ama ikincisi daha iyi demek ki. Edebi eserler de yazarından izler taşır çoğu zaman. Yaşanmışlıklardan damıtılarak oluşmuştur o şiirler, hikayeler ve romanlar. Damıtılmamış hali de iyidir, yaşanmışlıktır. Yani hayat bir sütse yoğurt hatıralar tereyağı da edebi metinlerdir demek istiyorum lafı dolandıra dolandıra. Hatıralar iyidir, güzeldir. Yaşanmışlıkların farkında olmak olmamaya göre kat kat güzeldir. Hele ki bunları kâğıda dökebiliyor, edebi bir eser olarak insanlığa sunabiliyorsanız harika bir şeydir.

Bu kadar sözü sarf etmemin nedeni kitabı elime aldığımda hikâye kitabı okuyacağımı zannetmemdi sanırım. Hikayeler yerine yazarın kendi hayatından damıttığı hatıralarla karşılaştım. Şimdiye kadar okuduğum en güzel hatıratlardan da biriydi tabi ki. Eserin edebi bir yönü yok fakat yaşanmışlıkların aktarımı noktasında oldukça kuvvetli. Anadolu’nun en orta yerinde bir kasabada yaşayan bir çocuğun gözlemleyerek büyümesi, büyüdükçe gözlem yapması… Öğrencilikten doktorluğa doktorluktan sinemacılığa doğru giderken heybesinde biriktirdikleri. Ne yazık ki acılar biriktirmiş çoğunlukla heybesinde doktor. Bu topraklarda binlerce yıldır yaşayan ve ekinler gibi bir bitip bir giden o insanların çoğunlukla acılardan geçen hikayeleri. Okurken gülecek-tebessüm edeceksiniz demek isterdim ama maalesef okurken muhtemeldir ki gözleriniz nemlenecek zira bu toprakların çocukları binlerce yıldır en fazla acı duygusunu tattılar her şeyden fazla.

Peri Gazozu’ndaki hikayeler belirli bir düzen içerisinde. Örneğin bir mühürle ilgili yazar hem çocukluğundan kalan hatıralarını veriyor hem de doktorluk yaparken başından geçen enteresan olayları aktarıyor aynı öykü içerisinde. Dediğim gibi, kitabın edebi bir yönü yok yani okurken klasik edebi metinlerde aradığım ifade zenginliğini bulamadım fakat hatırat olarak akıcı bir şekilde bitti kitap.

Peri Gazozu; Ercan Kesal’ın kitabı. İletişim Yayınları’ndan çıkmış. 200 sayfa civarında.

“Kardeşlerim, Biliyorum, korkusuzca, hiçbir kaygı taşımadan, içimde “akşam çiçekleri”nin kokusuyla dolaştığım, çocukluğumun o güzel günleri çok geride kaldı. Ben de yeterince kirlendim. Acıktığımda hiç çekinmeden girip ekmek, kuru üzüm yediğim komşu evlerinin kapısı kilitli. Ilık yaz akşamlarının uzun sofralarında yenilen karpuz ve peynirlerin de tadı yok…”