Belediye otobüsüyle eve giderken bir teyzenin -biraz da etrafına dinletmek için çaba göstererek- telefonla konuşmasına şahit oluyorum. Teyze, kızına nasihat ediyor. Kullandığı cümleler açısından dikkate değer bir konuşma: “Amcanı dinle kızım, senin amcan ne yaptığını bilen bir insan.” “İşte benim de senden beklediğim tam da bu.” Bunun gibi televizyon dizilerinden fırlamış kalıp ifadeler havada uçuşup duruyor muhabbet boyunca. Bu yazıyı okuyup da aynı otobüste benimle seyahat etmiş olanlar varsa çok net bir şekilde hatırlayacaklar bahsettiğim telefon konuşmasını zira duymamalarına imkân yoktu. Benzeri muhabbetleri toplu taşıma araçlarında sık sık duymanız mümkün artık. Yüksek sesle karşısındaki insanla muhabbet ederken bütün toplu taşıma cemaatini de muhabbete -cebren- şahit tutan bu insanlar çağımızın ve insanımızın menfi yöndeki bir değişiminin de alameti bana göre. İbadetin de kabahatin de gizli olduğu, insanların dış dünyayla paylaştıkları ve paylaşmadıkları şeylerin keskin çizgilerle belli olduğu bir dünyadan başka bir dünyaya doğru evriliyoruz. Bu yeni dünyada herkes meşhur olmak istiyor, herkes bir yönüyle kendisini öne çıkarmak istiyor. Bu yeni dünyada, eski dünyanın erdemlerine yer yok. Meşhur olmak için her yol mubah. Her şey olası. Ayıp yok, günah yok, gizlenmesi gerekenler hiç yok. Aile sırlarınızdan vücudunuzun en mahrem yerine kadar her şeyinizi mümkün olduğu kadar çok insana açmanız gerekiyor ki egonuz tatmin olsun.

Televizyonlarınızı açın. İnsanların, sizi utandıracak kadar kendi mahremlerini açığa çıkardığına şahit olacaksınız. Ne zamandır tartışılan evlendirme programlarını düşünün. Eskiden “evlilik isteği” normal olarak mahrem bir istekken, bu isteği sözsüz olarak ifade etmenin değişik ritüelleri varken bugün bakıyorsunuz insanlar, hiç sıkılmadan televizyon ekranlarına çıkıp normalde mahrem olması gereken bu arzularını milyonlarca insanın huzurunda açıklayabiliyorlar. Milyonlarca insanın erişebileceği sosyal medya ortamlarında yine mahrem sayılabilecek onlarca duygu, düşünce açıklaması yapılıyor, aile sofralarının fotoğrafları çekilip dünyaya servis ediliyor. Eski zamanlarda demiyorum, normal zamanlarda bütün bunlar mahremdi. İnsanların sofralarını başkasıyla paylaşması ikram yoluyla olurdu, fotoğraf servisiyle olmazdı. Şimdi utanma-sıkılma kalmadığı için herkes her şeyini ortaya dökmüş durumda. Ego tatmininin en garanti yollarından birisi olan “dikkat çekme” uğruna ayıp da günah da mahremiyet de kurban edilmiş durumda. Gençlerin yollarda bağıra çağıra dolaşmaları, ellerinde sigaralarla okuldan çıkan gençlerin hiçbir gizlilik ihtiyacı olmadan kızlı-oğlanlı sarmaş-dolaş suratınıza duman üflemeleri böyle bir mahremiyet eğitimi almadıklarını gösteriyor. Yani çok da uzak olmayan bir gelecekte mahremiyet kelimesi sözlüklerimizden çıkacak. Herkes, her şeyi, herkesin içinde yaşayacak.

Basit bir “ego tatmini” duygusunun bizi getirdiği yere de bir bakın. İçinizde izzete ait bir duygu varsa bu canınızı, malınızı, namusunuzu gerektiği zaman koruyabilmeniz için vardır. Bu duygu sizi illa ki dikkat çekmeye yönlendiriyorsa doğru bir şekilde terbiye etmediğiniz bir evcil hayvanınız var demektir. Evinizi korumanız için beslediğiniz çoban köpeği salonunuzun orta yerinde hacet gideriyor demektir. Mahremiyet eğitimi memleketimizin ana konularından birisi olmalı. Müfredatlarda yerini almalı, kamu spotlarıyla desteklenmeli, aileler bu konuda bilinçlendirilmeli. Kirlilik deyince aklınıza sadece çevre kirliliği gelmesin sakın. Çevre kirliliği dünyayı fiziki olarak yaşanılmaz yapıp dünya hayatını yok edecek bir potansiyel tehlikeyse eğer, “Mahremiyet Kirliliği” de manevi olarak insanlığı bitirecek olan potansiyel tehlikelerden biri.