Onca Yoksulluk Varken

 Onca Yoksulluk Varken 70’lerin Fransa’sında bir kenar mahallede altı katlı ve asansörsüz bir evde yaşayan bir kadın; Madam Rosa ve onun para karşılığı baktığı çocuklardan Momo etrafında geçen bir hikaye. Momo’nun aslında on değil de on dört yaşında olduğunu öğrendiği gün hikayenin de geçtiği zaman birden bire uzuyor. Beş altı sene filan sanıyordum meğer bir on seneyi bulmuş olay.

“Bence en iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler. Yoksa dürüst olmazlardı.”

Romanın neden güzel olduğunu anlatayım. Olaylar bir çocuğun anlatımıyla aktarılıyor. Çocukluğa yoksulluk  ve kimsesizliği de eklediğimiz zaman bizim hayatımızın önemli ve önemsiz kavramlarının başka düzlemlerde ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Mesela, Madam Rosa bir Yahudi ve fakat Momo Müslüman. Bunun hiçbir önemi yok ki. Yoksulluk ve hayata tutunmak için birbirini bulmuş olmak bu kayıp insanlar için en önemli ortak nokta. Diğer noktalar ortak olmasa da olur.

“Kendilerine eroin iğnesi yapan bütün veletler mutluluk alışkanlığına tutulurlar, bunun da hiç acıması yoktur, çünkü mutluluk özellikle yokluğuyla tanınan bir merettir.”

Espriler çok iyi ve ince. Kitap acaba bir örümcek ağı gibi, ince nüktelerle ve farklı bakış açılarıyla örülmüş. Bir kaç çağrışım da yaptı bende. Salinger’in Çavdar Tarlasındaki Çocuklar’ı; Zadia Smith’in İnci Gibi Dişler’i; Alper Canıgüz’ün Alper Kamu’su bunlardan bazıları.

“Bir tek palyaçoların yoktur yaşam ve ölüm sorunları, çünkü onlar dünyaya aile yoluyla teşrif etmezler. Doğa yasalarının dışında yaratılmışlardır  ve hiçbir zaman ölmezler, yoksa komik olmazdı. İstediğim zaman onları görebilirim yanımda. İstesem yanımda herkesi görebilirim, King Kong’u da, Frankestein’ı da, yaralı pembe kuş sürülerini de. Bir tek annemi göremem, çünkü bu konuda yeterince imgeye sahip değilim.”

Momo’nun annesi tarafından terk edildiğin söylemiştim değil mi?

“Hem şimdi siz de o kadar yaşlısınız ki, artık siz Allah’ı düşüneceğinize, bırakın da Allah sizi düşünsün biraz. Onu görmek için kalktınız Mekke’ye kadar gittiniz, şimdi de, zahmet edip gelmek ona düşer.” Bu da Momo’nun yaşam felsefesinden bir inci. Momo’nun hayatının değişimi Madam Rosa’nın bunama belirtileri göstermesiyle başlıyor. Öyle ki, ikisinin birbirinden ayrılması ihtimali, Madam Rosa’nın sırf “tıbbın gönlü hoş olsun diye” bir hastanede sebze gibi bilinçsiz bir şekilde zorla yaşatılması ihtimali, doğa yasaları gibi konular ikilinin canını çok sıkıyor. Kitaptaki Yahudilik, Müslümanlık bahisleri, Mösyö Hitler ya da Mösyö Victor Hugo’dan kapı komşusundan bahsedilir gibi bahsedilmesi de ayrı enstantaneler.

200 sayfalık bu kitabı Fransız yazar Romain Gary, Romain Gary olmaktan sıkıldığı bir zamanda Emile Ajar adıyla yazmış. Kendi mi bu kadar devrik cümle kullandı Bayan Vivet Kanetti mi çevirirken kendinden kattı bilmiyorum. Sayın Kanetti’ye de Sayın Gary’ye de agora kitaplığına da teşekkür ederim güzel eser için.  

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: