Kırmızı Pelerinli Kent

rio

Otobiyografik kitapların ya da daha doğrusu içerisinde otobiyografi barındıran romanların genel kusurudur: Yazar olayın bire bir yaşayıcısı olduğu için aradaki boşlukları da kendi zihninde zaten dolduruyordur. Kurmaca bir eserdeki gibi dikkatli davranmaz. Olayların aralarındaki bağlantılar, aralarda yaşananların olmazsa olmaz olanları kurgunun içinde dahil edilir yazar tarafından. Bu tür, içerisinde yazarın yaşanmışlıklarını barındıran romanlardaysa bağlantıların çoğu zaman okuyucu tarafından doldurulmak üzere boş bırakıldıklarını görürsünüz. Bu durumu eleştiri konusu yapmıyorum, belki de hayal gücünü biraz daha zorlayarak romana bir şeyler katmak okuyucu açısından daha doyurucu oluyordur. Belki de yazarlar zaman zaman bilerek yapıyor bunları. Okuyucu boş kalmasın, ona da bir iş verelim diyorlar.

 

Kırmızı Pelerinli Kent de yazarın kendi hayatından kotardığı bir roman. Cesaretini ispatlama çabasında olan bir kadının romanı. Gözlem gücü çok iyi, yeteneğinde de söylenecek söz yok lakin cesareti ispat çabası romanı çığırından çıkarmış. Tüm yaşanmışlığın açık ve seçik ve ayan ve beyan ortaya dökülmesi, yazarın yalnızlığını yarasını göstermekten haz alan bir dilenci gibi sürekli öne çıkarması ve bununla birlikte en gizli duygularını dahi filtresiz-şifresiz okuyucusuna sunması “geride ne kaldı?” sorusunu getiriyor akla. Roman, yazarın kişisel deneyimlerini ve bu deneyimlerin zihninde oluşturduklarını okuyucuya aktarmakla birlikte yazarın gizlisini saklısını da bırakmamış.

“Mart, upuzun kurak mevsimlerin sonudur Rio’da. Günler, geceler, haftalar boyu süren tropikal yağmurların başladığı ay. Karalara bürünmüş dev bir ordu ufuk çizgisini birdenbire kaplar; son hızla dörtnala yaklaşır ve hiçbir uyarıda bulunmaksızın aniden saldırır. Korkunç, kaçınılmaz bir alınyazısı gibi çöker kentin üzerine; kepenkleri kapatma fırsatı bile tanımadan. Öfkeli, vahşi, kin dolu, dayanılmaz, insafsız bir yağmur… Gökyüzü sonunda başkaldırmış, bütün bu pisliği -sokakları, gökdelenleri, kanı ve tarihi- söküp atmaya, kenti bir ırmağa dönüştürüp okyanusa akıtmaya karar vermiştir. Bu toprakları gerçek sahibine, cangıla iade etmeye… Zamanın akmadığı o güzelim insan-öncesi günlere geri dönmeye…Asit gibi can yakar damlalar; renkleri nesnelerinden, en eski anılarını bellekten koparır alırlar. Her şeyi kaplayan, her şeyi yıkan sel… Korkunç kahkahalarıyla kenti kuşatan okyanus; köpüklerin arasında çılgına dönen martılar… Rıhtımlarda patlayan dev dalgalar; ayrım gözetmeksizin yollarına çıkanı sürükler götürür. Palmiyeleri, çöpleri, plaj şemsiyelerini, bisikletleri, sarhoşları, sokak insanlarını…”

Yazar, gerçek hayatında da olduğu gibi, Rio de Janeiro adlı Brezilya kentine gidiyor, eğitim amacıyla. Daha sonra eğitim amacından da sıyırarak kendini cangılın ortasına atıyor. Kitap boyunca Rio kentinin dünyanın en rezil, en suç dolu ve en dayanılmaz sıcakların yaşandığı kentlerden birisi olduğunu çok güzel betimlemelerle okuyucuya hissettiriyor. Yaşadığı aşklar, duygular, yalnızlık, cesaret de eklenince Kırmızı Pelerinli Kent ortaya çıkıyor. Yazar Aslı Erdoğan. Yayınevi Everest. Kitap 150 sayfa civarında. Çok severek, bayılarak okuduğumu söyleyemem. Bana hitap etmeyen bir roman.

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaş
Paylaş
Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: