aldanmakistegiAşktan ve ızdıraptan bahset. Futboldan, magazinden, siyasetten bahset bana. Değişik değişik müzikler çal. Dinlemek istiyorum. Filmlerden, dizilerden bahset bana. Bahsetmekle kalma, koy önüme bir televizyon, ver elime bir kumanda. Yüzlerce kanal arasında zıplaya zaplaya dolaşayım. Ruhum hiçbir duygunun aslına ihtiyaç duymasın. Hepsinin sanallarıyla yaşayayım da yaşıyorum gibi yapayım. Yaşamıyordayaşıyormuşsanıyorgillerden olmak istiyorum ben de. Sonra bunları daha fazla sanal yaşamak için kazanç peşinden koşturayım. Helal, alın teriyle kazanılan türünden değil ama. Önüme beygirler koy. Önüme futbol takımları koy. Hayat bir oyun değil mi zaten. Gerçek heyecanlar yaşamadan böylesi heyecanlarla tatmin edeyim bu duygumu da. Gerçek bir heyecan, gerçek bir hayret, gerçek bir korku. Bunların hiçbirini istemiyorum. Hepsi sanal olsun, hepsi yapmacık. Futboldan bahsetmek istiyorum ben de. Oturup onlarca futbolcu, onlarca teknik direktör ismi ezberlet bana. Hepsinin bir özelliğini bileyim sonra da sahaya süreyim tek tek. Benim istediğim gibi oynasınlar, benim arzu ettiğim gibi olsunlar. Ben koltuğumda otururken onlar koşsunlar. Ben koltuğumda otururken olsun ama her şey. Ben yerimden kıpırdamadan. Aşktan bahset bana. Aşk acısından, ızdırabından. Çerçevenin içinde olsun ama, dışına ne gücüm yeter ne cesaretim. Bahsettiğin o aşkı bir dağın en yücesinde açmış bir çiçek fotoğrafıyla süsleyeyim ya da baharın habercisi kardelen fotoğrafları ya da deniz kenarında günbatımı fotoğrafları. Aslı olmasın hiçbirinin, aslına ihtiyacım yok. Hepsinin fotoğrafı olsun sadece. Her adımımın fotoğrafını çekeyim ben de. Her adımı fotoğrafını çekmek için atayım. Her lokmamın fotoğrafını çekip cep telefonumun mucizevi kudretiyle insanlarla paylaşayım. Paylaşmaktan kastım asla ve kata bana ait bir şeyden ayrılmak olmasın. Paylaşmak deyince aklıma yaşamadığım bir an, gözlerimle görmediğim bir yer, düşünüp de yorumlayamayacağım bir söz gelsin. Bir dilim ekmek değil. Bahtsız bir gün batımı bana rastlarsa tüm mucizevi varlığıyla; gözlerimi uzak ufuklardan güneşin yitişine dikerek hayret ve haşyet içerisinde olmayayım. Bir kare fotoğrafını alıp yaşadım bu anı diye paylaşayım. Yaşamadığım o anı yaşamış numarası yapayım sürekli. Sonra dedikodu öğret bana. Tanımadığım yüzlerce insan hakkında yüz kızartıcı ayrıntılar öğreneyim. Televizyon artistlerinden siyaset yorumlayıcılarına kadar tanımadığım onlarca insan hayatımda yer tutsun. Hepsini takip edeyim. Takip etmek derken, isimlerini, cisimlerini, fikirlerini değil. Sanal varlıklarını takip edeyim. Attıkları adımı takip edip hayranlık duyayım ya da nefret edeyim ya da haset. En güzeli haset edeyim. Bana benzemesinden başka kıymeti olmayan o insanların benim yaptıklarımın aynını daha çok insana yapmalarını hasetle izleyeyim. Sonra ahkâm keseyim. Bana bilmemeyi bilmemeyi öğret. Ufak tefek bilgi kırıntılarım başkaları tarafından önüme sunulan ve bilmemi istedikleri şeylerden oluşsun fakat hepsini yalancı bir açlıkla yalayıp yutayım. Yuttuklarım çok matah nesnelermiş gibi de benzerlerimin önünde kusayım her birini. Kendimi âlim, entelektüel, agâh hissedeyim. Dünyada olup bitenleri bilmeme imkân yok, istesem sadece hissederim; onu da hissetmeyeyim. Yalancı bir gerçekliğin içindeki bir yalancı hücre de ben olayım. Kendimi her geçen gün aynı yalana daha fazla kaptırıp gerçekmiş gibi sarılayım. Herkesin deli gibi olduğu bu dünyada o büyülenmişlik halinden bende niye yok diye hayıflanmayayım. Ben de büyülenip makine gibi olayım. Duygularımın hepsini kalbimde paslanmaya terk edip taklitleriyle idare edeyim. Terör saldırısına beş dakika üzülüp ardından bir müzik dinleyip on dakika gülüp ardından bir top oyunuyla heyecan yapıp dizi filmle sevmek. Ne güzel bir hayat olsa gerek kullanılmamış sıfır kilometre bir kalple hayata devam etmek…