İnsanların basmakalıplaşma eğiliminin neticesinde kutsal günler de dâhil olmak üzere tüm günler basmakalıp hale geliyor. Medyanın uzun yıllardır zihinlerini şekillendirdiği insanlarımız artık sosyal medyanın da etkisiyle bendini yıkmış bir sele maruz kalıyorlar. İğne olmak orucu bozar mı, Ramazan diyeti nasıl olmalı, Ramazan pidesi kaç para… Ramazan deyince medyanın aklına gelenler bunlar. Haliyle medyaya aşırı bağımlı olan insanlarımızın da zihinleri bu sorulara göre şekilleniyor. Peki, kalbiniz nasıl?

Kalbiniz nasıl, yeniden Ramazan geldi, heyecanlı mısınız? Bu ay boyunca ve bundan sonrası için bir planınız var mı? Ramazan ayı diriliş ayıdır aslında. Boş bıraktığınız mideleriniz sayesinde kalbinizin altında yanan ocağın enerjisini bir miktar kısmış olacaksınız. Bu şekilde kalbiniz bir miktar fazla çalışabilecek ya da başka bir bakış açısıyla, mide tacizinden bir nebze kurtulmuş olarak varlığını bir aylığına da olsa sürdürebilecek. Kıymetli bir zamandır kalbiniz için. Bir senelik kararlar verebilir, uygulayabilirsiniz. Kalbiniz nasıl?

Ramazan ayı diriliş ayıdır. Esaretlerinizden bu ayda kurtulabilirsiniz. Can çekişen kalpleriniz için bir ilacınız var. Benliğinizin esareti altında geçiriyor olduğunuz zamanlar için ne güzel bir mola yerine geldiniz. Burada biraz durun, etrafı izleyin. Bir akşam ezanının yolunu gözlerken ne kadar aciz olduğunuzun farkına varın. Bir bardak su, bir kaşık çorbadan sonra nimetlerin her elinizi uzattığınızda orda olmalarıyla olmamaları arasındaki basit görünen derin farkı keşfedin. Aslında gözünüzde kendinizi canlandırdığınız büyüklükte ve güçte değilsiniz. Meğer açlık, meğer susuzluk, meğer acizlik de birer ihtimalmiş küçük hayatlarınız için. Kalbiniz nasıl?

Bir tas çorbayı paylaşacak kaç kişiniz var. Sizin insanlarınız, size ait insanlar. Çıkarın ellerinizi cebinizden de sayın bir. En yakınınızda olanları. Yetiyorsa o parmaklar yazık size. O kalp o kadar mı küçük ki kimseleri sığdıramamış. O benlik o kadar mı büyük ki bir kalpte bir köşecik bulamamış kendine? Benliği küçültüp kalbi büyüten bir formül var mı acaba? Oruç mu? Belki.

Kalbiniz nasıl? Düşünecek ne kadar çok şey var küçük dünyada. Açlar var, susuzlar var, yoksullar var… Suriyeli felaketzedeler sokaklarımızda kol geziyor. İnsanlık gemini azılarının arasında almış bir at gibi, hiçbir kural tanımadan felakete doğru sürükleniyor. Her şey bizim gözümüzün önünde ve etrafımızda olup bitiyor. Bizi bu olup bitenleri düşünmekten alıkoyan sadece midemiz de değil. Telefonumuz, bilgisayarımız, maişet derdimiz, futbol takımımız, Pazar günümüz, eğlencelerimiz, ağız tatlarımız. Bizi vicdanlarımızdan uzaklaştıran her şey hem dünyamızın hem de bizim felaketimiz oluyor. Cesetlerimiz yaşıyor olma zehabıyla dünyada dolaşırken ruhlarımız o hapishanede çürüyor.

Ramazan güneşin varlığı süresince aç ve susuz kalınan bir aylık bir süreden ibaret değildir. Bu süre zarfında insan kalbine dönebilirse işte o zaman gerçek manada Ramazan idrak ve ihya edilmiş olur. Boş boş televizyon programları, normalin iki-üç katı yenilen iftar ve sahur sofraları, yine aynı boş sohbetler, yine aynı boş internet geyikleri ile geçirdiğiniz her Ramazandan size kalan ancak çektiğiniz açlık ve susuzluktur. Bir ayın sonunda kalbinizde bir farklılık hissederseniz işte o zaman Ramazan manasına ulaşmış olacaktır.

Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun.