İslam Arşivleri

iaSlavoj Zizek’in (klavyeyle dahi yazması zor bir isim) böyle bir kitabı yok sanırım. Yayınlanmış üç tane makalesini Türkçeye çevirip kitaplaştırmışlar. Çeviren Sabri Gürses, yayınlayan Çeviri Bilim Yayıncılık. 100 sayfa civarında.

Kitap, Danimarka’da Peygamber Efendimize hakaret içeren karikatürlerin yayınlanmasından sonra İslam dünyasında meydana gelen infiale ilişkin kaleme alınmış makalelerden oluşuyor. Değişik bir insan Zizek, değişik fikirleri var. Burada birkaç enstantaneye değineyim.

“Bu olayda gözden kaçırılmaması gereken bir ironi kendini gücenmiş hisseden ve gösterilere katılan binlerce insanın % 99.99’unun Danca karikatürleri hiç görmemiş olmasıydı.” Burada es, yazar haklı, görmediği bir şey için neden bu kadar galeyana geldi ki bunca insan? İkinci es, yazar haksız. Biz Müslümanlar sevgili dostum, bir kişinin hilali görmesiyle oruca başlar ya da bayramı kutlarız. O karikatürleri ben gördüm ve kimsenin tekrar görmesine gerek yok. Sapıkça şeylerdi, uzun yıllar geçti üzerinden ama çizenlere o gün de sövdüm bu gün de söverim.

“Doğruluğa giden yollarını gerçekten bulduklarına inandıklarına göre neden kendilerini inanmayanların tehdidi altında hissetsinler, neden onları kıskansınlar?” Doğru söylüyor. Size ne kardeşim el alemin ateistliğinden. Kim inanırsa kendine, inanmazsa da kendine. “Hıristiyan ya da Müslüman “köktenci” denen biri gerçek köktencilik adına utanç kaynağıdır.”

“Bir linçteki tutku yoğunluğu onun gerçek bir inançtan yoksun olduğunu gösterir… Köktencilerin sorunu bizim onları kendimizden düşük seviyede görmemiz değildir, onlar için sorun onların içten içe kendi kendilerini düşük görmesidir.”

“Paradoksal bir şekilde, köktencilerin gerçekten yoksun olduğu şey insanın kendi üstünlüğüne olan “ırkçı” inancıdır aslında.”

Tam alıntılamayacağım ama bir yerde de yazar, Müslümanlara aslında özgürlüğü sağlayanların Avrupa’nın liberal ateistleri olduğunu söylüyor. Karikatürleri yayınlayanlar aynı şekilde insanların özgür olmalarını öngördüklerinden Müslümanların da inançlarını yaşamalarının engellenmemesi gerektiğini savunduklarından Müslümanlar tarafından desteklenmesi gereken kimselerken protesto edilmeleri saçma diyor Zizek.

“Uzun zaman, din var olmasa yiyeceği için birbirini yiyen, bir kurt sürüsünün ahlakına aship egoist hayvanlara indirgeneceğimizi ve sadece dinin bizi daha yüksek bir ruh seviyesine çıkarabileceğini söylediler. Bugün din dünyanın dört bir yanındaki canice şiddetin başlıca kaynağı olarak ortaya çıkıyor ve Hıristiyan ya da Müslüman ya da hindu köktencilerin yaptıkları tek şeyin inançlarının soylu ruhsal mesajına hakaret etmek, onu saptırmak olduğu söyleniyor sürekli.”

“Tanrı’ya açık bir bağlantı vermek bizim “sadece insani” olan sınır ve kaygıları ihlal etmemizi haklı çıkarır.”

Yukarıda ateizmi övüp dini kötüleyen yazar kendi eleştirilerinin “dinli” çözümünü de David Hume’den ilhamla kendisi söylüyor: “David Hume, Tanrı’ya gerçek bir saygı göstermenin tek yolunun Tanrı’nın varlığını görmezden gelirken ahlaklı davranmak olduğunu söyleyerek bu noktayı çok keskin bir şekilde dile getirmişti.

İkinci makalede İslam’la Yahudiliğin birbirine ne kadar yakın dinler olduğunu anlatıyor yazar. Tek tanrılı dinler olması ortak noktaları fakat İslam “baba” imajını reddederek diğer ikisinden ayrılıyor.

“İslam dünyasının sorunu bilindiği üzere Batı modernleşmesine ansızın, onun darbesinin travmasını “sindirmek için”, simgesel-kurgusal uzam/ekran inşa etmek için düzgün bir vakit yakalayamadan maruz kalmasıydı; bu darbeye verilecek iki tepki vardı, ya başarısızlığa yazgılı olan taklit edilmiş bir modernleştirme (İran’daki şah rejimi) ya da kurguların yarattığı için düzgün bir simgesel uzamın başarısız olması durumunda, şiddetli gerçeğe doğrudan bir yönelme, İslami doğru ile batılı yalan arasındaki simgesel aracılığa yer bırakmayan apaçık bir savaş.”

Devamında İslam’ın kökenlerinin feminist olduğu iddiasıyla farklı bir bakış açısı sunuyor yazar. Peygamberimizin ilk vahyi aldıktan sonra kendisini doğrulattığı kimsenin Hz. Hatice olduğundan yola çıkıyor. İlk Müslüman da Hz. Hatice bildiğimiz gibi. Dolayısıyla İslam dininin temelinde feminizm vardır diyor yazar. “İslam’ın soykütüğünün temel öğesi, doğruluğun kendisini onaylayabilecek tek kişi olan kadından, doğası gereği akıldan ve imandan yoksun, hile yapıp yalan söyleyen, erkekleri kışkırtan, kendisini onlarla Tanrı’nın arasına rahatsız edici bir leke gibi sokan, ve bu yüzden silinmesi, görünmez kılınması, aşırı hazzı erkekleri boğmakla tehdit ettiği için denetlenmesi gereken kadına geçişte saklıdır.”

Kitabın bir yerinde Peygamber Efendimizin babası Hz. Abdullah’ın, Hz. Amine annemizle evlenmeden önce başka bir kadınla evlenmek istemesi ve reddedilmesi hikaye ediliyor. Hz. Abdullah killi toprağa bulaşması gereken bir işle uğraştığı için kadın onu kirli buluyor ve evlenmek istemiyor. Bu benim ilk defa duyduğum bir hikâye.

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.