Kuran-ı Kerim ebatlarını sınıflandırırken kullanırlar ya, cami boy, rahle boy, küçük boy, cep boy. Günümüzde fetva makamlarını da sınıflandırmak gerekiyor, televizyon fetvacıları, diyanet fetvacıları, cami fetvacıları, arkadaş çevresi fetvacıları diye. Önüne gelenin dini konularda kesin hükümler verdiği bir zamanda yaşıyoruz. Dini bilgilerin hiçbir süzgeçten geçirilmeden önümüze döküldüğü bu dönemde dinimizi eğer televizyonlardan, internetten öğrenmeye devam edersek hüsrana uğrayacağız.
Ramazan’ın gelmesiyle birlikte televizyonlarda, her kanalda en az bir tane olmak üzere, fetva veren hoca var. Bunların dini yeterliliklerini tartışmıyorum. Elbette belli bir tedrisattan geçtikleri için oralara çıkıp sorulara cevap veriyorlar. Belli bir yetkinlik seviyeleri var. Fakat sorulan sorular garip. Her Ramazan aynı soruların sorulması bir yana insanımız sanki farklı bir soru bulmak için yarışa girmiş durumda. Artık önemli olan o sorunun cevabını bulmak olmaktan çıkıyor, sadece soru merkeze oturtuluyor. Cevabını umursamadığınız, cevabıyla ilgili yapacağınız hiçbir şey olmayan soruyu neden sorarsınız ki? Adam Anadolu’nun orta yerinde yaşıyor, hayatında pasaportu olmamış fakat kutuptaki orucu merak ediyor. Verilecek en güzel cevap “Sana ne?” ama kimse terbiyesini bozup haddini bildirmiyor bu cahile. Bir de oturup cevap üretiyorlar ki bu da içler acısı.
Diyanet fetvacıları daha iyi iş görür diye düşünüyorum. Diyanet işlerinin telefonunu arayıp merak ettiğiniz konularda cevap alabiliyorsunuz. Fakat bunu da tasvip etmiyorum. Bir insanın dini konuları, bilhassa fıkıh konularını ilk öğreneceği yer ailesidir. Namaz nasıl kılınır, abdest nasıl alınır, abdest ne zaman bozulur, orucu ne bozar ne bozmaz gibi temel kabul edebileceğimiz bilgileri ailenin içinde yaşayarak öğrenmek en iyisidir. Daha sonra güvenilir bir kaynağa başvurularak eksik kalan yerler tamamlanır, bilgiler bu kaynak ışığında tazelenir. Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali ülkemizde bu alanda en çok bilinen eserdir. Tabi farklı mezhepler için de farklı ilmihal kaynakları var. Herkes kendine uyanı okuyup dini bilgilerini tamamlamalı. Bu işler telefon açıp sağa sola sorularak olmaz. Bilgilerini tamamlamadan en basit konularda bile televizyon hocalarını arayan ya da diyanete soran adamın dinini ciddiye aldığından şüphe ederim.
İlk ikisinden daha iyi bir tercih camilerde fetva aramaktır fakat öncesinde insanın yukarıda bahsettiğim gibi kendine düşen kısımları tamamlamış olması gerekir. Ayrıntılar hususunda şüpheye düşenler mahallesinin camisinin hocasına ya da yaşadığı yerde sözüne itibar edilen hocalara danışarak sorularına cevap aramaları daha şık bir yönelim. Bu şekilde dine yaklaşımda da bir ciddiyet gösterilmiş olur.
Son olarak da arkadaş çevresi fetvacıları var ki bunlar en tehlikeli sularda yüzenler. Yarım yamalak dini bilgileriyle gaza gelip etrafa ışık saçmaya çalışanlar korkarım tükürükten fazla bir şey saçamıyorlar. İslam’la ve ibadet pratikleriyle ilgili bilgi deposu olduğunu düşünen bu insanların kendilerine çeki düzen verip bir kenarda durmaları gerekiyor. Fetva vermek ciddi bir iştir ve bunu her önüne gelenin istediği şekilde yapması dini hafife almaktır. Cami avlusunda oturup abdest alanların ayaklarının ne kadarını yıkayıp ne kadarını kuru bıraktığını izleyerek insanları ikaz eden fetvacılar gördüm. Secdede kolunu biraz fazla yere yaklaştırdığı için yanındakine fırça çeken ihtiyar amcalar gördüm. Camide oynayan çocukları kovalayanlar cabası. Bütün bunları yaparken de dini kaynakları referans gösterme azmi içinde de olsalar ilgili tedrisattan geçmedikleri için bu insanların bu türlü davranışları karşıdakine ancak ibadetlerle ilgili soğuma duygusu verir. Siz üzerinize düşeni en iyi bir şekilde yapın, doğru yaptığınızı düşündüğünüz hareketlerle başkalarına örnek olun fakat müdahale etmeye başladığınız andan itibaren itici olursunuz. Yarım yamalak bilginizle başkalarını rencide etmektense karışmamak en doğrusu.