Dünya Londra’nın Müslüman belediye başkanını konuşuyor. Avrupa’nın merkez ülkelerinden birisine Müslüman bir belediye başkanının seçilmesi bizim açımızdan da düşündürücü bir konudur. Avrupa Birliği Hristiyan kulübü, Avrupalılar Müslüman sevmezler, Avrupa’da Müslüman düşmanlığı var. Hep bunları konuşurken nereden çıktı bu şimdi?

Avrupa’nın dünyanın diğer kısmını sömürerek, ezerek, yok ederek kurduğu bir medeniyet var. Bu medeniyeti sürdürmek için yine dünyanın diğer kısmını sömürmeye devam ediyorlar. Sadık Han adlı Pakistan asıllı adamın belediye başkanı seçilmesi çok da olmayacak bir şey değil. Avrupa Birliği’nin kurucu anlaşmalarına bakarsanız hepsinde de azınlık haklarına ya da özgürlüklere muazzam bir vurgunun varlığını görürsünüz. Bu kulübe girene kadar yabancı olursunuz. Kulübe girdikten sonra da sizin kimliğiniz artık tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra, Avrupa toplumuna sunacağınız katkıdan daha önemli hiçbir özelliğiniz yoktur. Sadık Han ya da babası ya da dedesi vaktiyle Avrupa’ya gitmek için çok çaba göstermişlerdir muhtemelen. Fakat bu topraklara vardıktan, bu bütünün parçası olduktan sonra artık –birkaç marjinal tip dışında- kimse için kimliğiniz önemli değildir. Önemli olan o topluma nasıl katkılar sunduğunuzdur. Avrupa Birliği’nin kendi içlerinde özgürlük vurgusu yapmaları, ayrımcılık karşıtı söylemleri bu medeniyetin –ki yine söyleyeyim kan ve gözyaşı medeniyetidir- ayakta kalması için öne sürülen söylemlerdir.

Türkiye ile Avrupa Birliği karşılaştırması yaptığımız zaman maalesef, bu duruma gelmemiz için daha kaç fırın ekmek yememizin gerektiğini hesap dahi edemiyoruz. Malatya’dan örnek vermek gerekirse, Ahmet Çakır’ın belediye başkanı adaylıkları döneminde bu şehirde Çakır’ın en çok konuşulan özelliği Darendeli oluşuydu. Eğitimi, birikimi, vizyonu konuşulmadı. Hatta ikinci başkan adaylığında dahi konuşulmadı bunlar. Malatya’ya ne katkılar sunabileceği en az konuşulan meseleler oldu. Başkan adayı şu işle iştigal ediyordu ve şu ilçeden geliyordu. Malatya şehrinde yine benzeri bir şekilde “Kayserililer” lafı dolaşıyor. Daha önce ne iş yaptı bu Kayserililer, ne başarıları oldu ki buraya davet edildiler, burada ne işlere imza attılar, potansiyelleri nasıl ve şehrimize ne tür katkılarda bulundular/bulunabilirler. Bunların hiçbiri konuşulmuyor da memleketleri konuşuluyor. Aynı şekilde bir daire müdürlüğü için bile memleket konuşulur. Malatyalı birisi mesela Elazığ’da müdür olamaz, tersi Malatya için de geçerli. Yerellikten kurtulamıyoruz. İlerlemek için gerekli olan yola bir türlü giremiyoruz.

Adamlar Pakistanlıyı kendilerine Belediye başkanı seçtiler. Biz hala bize sunulacak hizmetler için birinci şartın hemşerilik olduğu kanısındayız. Gerekti ki bize Darende’den değil Denizli’den, Denizli değil Danimarka’dan birilerini getirelim de doğduğu yere, dünya görüşüne değil de kapasitesine göre karar verelim. Bu bakış açısını kazanırsak, insanları diline, dinine, ırkına göre değil de kapasitesine göre değerlendirirsek –ki Osmanlı geçmişimizden iyi bir örnektir bunun için- o zaman daha yüksek bir medeniyeti kurarız.