Bir dükkânın tabelasında gördüm bu kelimeyi. Gerçek. Üzerinde fazla düşünülmese de yakıcı bir kelime bu. Hayatlarımızda gerçeği aramak diye bir kavram var. Kimi bu kavramın peşinde bir ömür koşar, kimi bulduğu düşüncesiyle kimi de bulmadan kavramı rafa kaldırır ve yalancı hayata devam eder. Gerçeği aramayı bırakmalı mı acaba?

Gerçek arayışı için iki yönlü bir bakış açısı üretebiliriz. Birisi insanlarla birlikte gerçek bir diğeri insansız. İnsansız gerçek arayışı için ıssız adadaki Robenson’u (Hayy bin Yakzan daha iyi) modelleyebiliriz. Issız adada yaşayan bir insan “toplumsallaşmamış” bir insandır. Arayacağı yegâne gerçek varlıktır. Varlığını anlamlandırmaya çalışır ve bir mana bulduğu zaman gerçeği bulmuş olduğunu kabul edebilir. Demek ki gerçek arayışındaki insanın bireysel olarak yapması gereken yegâne şey varlığını anlamlandırmaktır. Burada da yüzlerce soruyla karşı karşıya kalır. Ben kimim, ben neyim, nereden geldim, nereye gidiyorum, buradaki varlığımın amacı nedir… Soruları çoğaltmak mümkün. Dünya hayatındaki gerçek varlığı anlamlandırmak ile ortaya çıkar.

İkinci durum toplumsallaşmış insanın gerçeğidir. Birey olarak gerçeğin peşinde koşarken kendi öz varlığını anlamlandırmaya çalışan insan için adalet, doğruluk, yardımseverlik, kahramanlık, saygı, sadakat… gibi yine yüzlerce kavram anlamsızdır. Bu kavramlar ancak diğer insanlarla etkileşime girilince ortaya çıkar. Demek ki ikinci gerçek arayışında diğer insanlarla etkileşimim nasıl olmalı sorusunun peşinden gitmelidir insan. Birinci arayışın daha önemli olduğunu söyleyebiliriz fakat adada kalan Robenson’un sürekli buradan kurtulmak hayalleri kurmasının da bir manası var. Neden adadan kurtulmak istesin ki? Issız ada da İngiltere de nefes alınan yerler Robenson için. İkisinde de varlığının peşine düşebilir. Hem neden İngiltere’de yaşayanlar adadan kurtulmak istemiyorlar da ıssız adada yaşayan kurtulmak istiyor? Demek ki diğer insanlarla etkileşim insan için olmazsa olmaz bir durum ve bireysel gerçek aranırken toplumsal gerçek de aranmalıdır.

Toplumsal gerçek de diğer insanlarla iletişim ve etkileşim halindeyken yapılması gerekenler ve kaçılması gerekenler olarak ortaya çıkarken bir de durumun birinci durumdaki yani bireysel gerçek arayışındaki düşüncelere de bakan bir yönü var. Nereden geldim, nereye gidiyorum sorusu bu defa nereden geldik ve nereye gidiyoruz sorusu olarak kendini göstermektedir. İnsanın gerçek arayışı diğer insanlarla etkileşimde olmadığı sürece basitleşiyor ve anlamsız hale geliyor. Bireysel olarak yaratılmışlığının ayırdına varması gereken insan dünyadaki tek insan olsaydı eğer imtihan açısından çok çetrefilli bir durumda olmayacaktı. İmtihan, diğer insanlarla etkileşimle birlikte detaylı bir hal alıyor. Gerçek arayışında insan, toplumsal yaşamda gerçek, aile hayatında gerçek, dostlarla iletişimde gerçek, vatan sevgisinde gerçek diye başlayabileceğimiz yine ve yine yüzlerce soru ile devam ediyor yolculuğuna.

Şimdi vardığımız noktaya bir daha bakalım. Gerçek kelimesinin peşinden gidiyoruz. Gerçek nedir? Gerçek arayışımızı bireysel olarak düşünmemiz çok da mümkün değil. Yalnız bir insanın yaşadığı bir dünyada yalnızlık diye bir kavramın dahi oluşması mümkün değil çünkü zıddı bilinemiyor. Varlığın anlamlandırılması bağlamında da tek başına bir insanın fikir yürüterek Allah’a ulaşması çok zor olurdu zira toplumsal insan gibi yüzlerce yıllık bir birikimden istifade etmesi düşünülemezdi. Sadece gökyüzüne bakarak, hissiyatıyla Allah diyebilirdi. Bizim için bu alternatif artık yok. Toplumsallaştık ve gerçek arayışımızda mecburen saygıdan sadakate, kahramanlıktan yardımseverliğe kadar birçok kavrama yer vereceğiz. Gerçeğimizi bu kavramlar ışığında kurgulayacağız. Yine de yalnızmışız gibi salt varlığımızı da anlamlandırmaya çalışmaktan geri durmayacağız.