O duvardaki resim gencecik bir adama ait. Vatan uğruna, namus uğruna, ekmek uğruna hayatını feda etmiş gencecik bir adam. Ya bir mayın, ya bir kurşun, ya bir bombadır onu hayattan koparmış olan. Bir babadır, bir eştir, bir kardeştir, bir evlattır o. Bir daha hiç gülümsemeyecek, bir daha hiç yanında olamayacak sevdiklerinin. Hayatın doğal akışı içerisinde, başkaları için normal olan şeyler artık onun için olmayacak. Hayattaki varlığı koca bir boşluk olarak kalacak sevdikleri için. Şehit bir asker, şehit bir polis olarak gazetelerde ismi yazılacak, haber bültenlerinde adı geçecek. Belki çok izlenir diye trajik, minik bir hikâye anlatacaklar fakat ondan sonra tüm şehit yakınları gibi onun yakınları da kendi yalnızlıklarına terk edilecekler. O da duvarda bir resim olarak varlığını sürdürecek uzun yıllar boyunca.

O gülümseyen resim bir şehide ait.  Hiç yaşlanmayacak. Hep o yirmili, otuzlu yaşlarındaki haliyle kalacak sevdikleri için. O çocuk babasını ya gördü hayal meyal hatırlıyor, ya şanslıydı net hatırlıyor ya da hiç hatırlamayacak. Büyüyecek babasını bir daha hiç görmeden. Duvardaki resme bakıp bakıp ağlayacak. Kötü günlerinde omzuna kafasını yaslayacağı bir babası olmadan, iyi günlerinde koşup sarılacağı bir babası olmadan büyüyecek. Belki de o duvardaki resimdeki babanın yaşına gelecek, belki daha da fazla büyüyecek. Başkalarının ak saçlı babalarını gördükçe kendi babasının gençliğine şaşıracak, bilmesine rağmen, garipseyecek. O baba hiç yaşlanmayacak ama hiç var da olmayacak. O evlat, o babadan koparıldı alındı.

O duvardaki resim bir evlada ait. Bir hayatın içerisinde var oldu ve ayrıldı. Annesinin, babasının hayatının içerisinde. Hayat normal akışının dışına çıkmış oldu onun gidişiyle. Anneden, babadan önce terk etti dünyayı. Şimdi anne ile baba duvardaki resme bakıp bakıp ağlarlar. Allah evlat acısı tattırmasın kimseye diye bir dua vardır Anadolu’da. Şimdi daha iyi anlıyorlar neden bu kadar zor olduğunun evlat acısının. Evlatlarını vatanına, milletine, namusuna bağlı yetiştirmenin bedelini ödüyorlar şimdi. Pişman değiller ama ayrılık. Ama ayrılık gerçekten çok acı.

O duvardaki resim bir eşe ait. Evin reisi, ailenin babası. Bundan sonra hiç olmayacak. Zaten kıt kanaat geçinilen bir hayatın içerisinde tüm zorluklar o zavallı kadıncağızın omuzlarında kalmıştır artık. Zengin olsa asker mi olur? Zengin olsa polis mi olur? Hangi zengin evinin şehit evi olduğunu gördük ki bu süreçte? Nerede bir kenar mahalle var, nerede bir yoksul muhit var, nerede bir kerpiç gecekondu varsa Türk bayraklarını orada gördük. Yoksulluk bu ülkede şehadetin temel şartıdır zaten. Şimdi o şehidin eşi her zorluk döneminde duvardaki hayat arkadaşının resmine bir daha bakacak ve yanında olmayışına hayıflanacak. Zaman geçecek, yıllar iki kat hızla yıpratacak onu fakat duvardaki resim hiç yaşlanmayacak.

Her şehit haberinde biraz daha üzülecek, biraz daha kahrolacağız. Duvardaki o resimlerin sayısı ev ev, mahalle mahalle çoğalacak. Terör bitmedikçe daha yüzlerce genç vatanları uğruna canlarını verip sevdiklerini kendilerinden mahrum bırakacaklar. Gözyaşları acı acı akacak arkalarından yoklukları her hissedildiğinde. Bir doğum gününde bir mezuniyet töreninde ya da sadece bir nefes almada. Varlığı gülümseyen bir ifadeyle duvarı süsleyecek artık şehidimin. Zaman geçecek, acıya da yokluğa da alışamayacak o ana-baba, o eş, o evlat. Zaman geçtikçe acı da artacak fakat o resim… Duvardaki o resim hiç yaşlanmayacak….