Geçen hafta akademisyen bildirisi çokça gündem oldu. Biz de bu köşeden akademsiyenlerin bildirilerindeki yanlışlıkları, hataları dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalıştık ve ufak bir mim koyduk: Fikirlerini eleştiriyoruz fakat fikirlerini beyan etmede özgür olduklarını destekliyoruz dedik. İfade özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazlarından birisi olmakla birlikte sınırsız da değildir. Bazen ifade edilen fikriler incitici seviyelere kadar çıkar, bu inciticilik toplumsal huzursuzluğa bazen de suça sebebiyet verebilir. Bugün, akademsiyenlerin açıklamaları ile ilgili çok şey yazdığımız için bu olayı bir kenara bırakıp başka iki hadise üzerinden ifade özgürlüğünü değerlendirelim.

Birinci hadisemiz terörist örgüt elebaşı Abdullah Öcalan’ın kendisiyle aynı soyadı taşıyan bir milletvekili akrabasının mecliste yaptığı açıklama. Geçen hafta meclis çatısı altında basın açıklaması yapan bu milletvekilinin yanında terörist elebaşısının kardeşi de yer alıyordu. Sayın meclis çatısı altında sayın milletvekili sayın terörist akrabaları ile birlikte sayın teröristin hakları için basın açıklamasında bulundu. Açıklamayı izlerken sinirimin bozulduğunu anlamışsınızdır. Bu kadar vatan evladı memleketi terör belasından kurtarmak uğruna canını verirken bir teröristin mahkumiyet koşullarının konuşulması ne kadar abes değil mi? Şehit yakınlarımız açısından incitici. Fakat işte dediğimiz gibi, demokrasinin gereklerinden birisi ifade özgürlüğüdür ve bu kadar abes, saçma ve cüretkar bir açıklama meclis çatısı altında yapılabiliyor. Buna tepki olarak bu insanları koruyan demokrasiden faydalanarak biz de açıklamalarda bulunabiliriz. Terörist elebaşısı uzatmalı bir hayat yaşıyor ve hayattan tecrit edilerek yaptıklarının cezasını görmesi hukuk devletinin gereklerindendir diyebiliriz. Demokrasi var, sorun yok yani özetle. Hukuk devletinden elebaşının rahatlatılmasını isteyen bu milletvekilimizin sözleri de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilip hoşgörülmeli, bizim hukuk devletinden aynı şahıs için ebedi rahatlık beklentimiz de.

İkinci hadise tutuklu gazeteciler olayı. Geçen hafta ülkemize gelen Amerikan başkan yardımcısı, MİT tırları haberinden dolayı tutuklu bulunan gazetecilerin akrabaları ile görüşüp elinden geleni yapacağını ifade etmiş. İşte burada biraz durmamız gerekiyor. Amerikan başkanı da olsa bizim adaletimizi sorgulamak kimsenin hakkı değildir. Başkan yardımcısı burada haddini aşmıştır. Bizim savunduğumuz ifade özgürlüğünde kol kırılsa da yen içinde kaldığından kimseyi ilgilendirmez. Amerikan yetkilisi gelip bizim demokrasimizi eleştiremez, yukarıdaki terörist elebaşısı açıklamasını Amerikalı bir yetkili yapamaz. Bunun adı ifade özgürlüğü değil, bizim ülkemize müdahale olur. Böylesi bir müdahaleyi hoşgörmemiz de mümkün değildir. Kaldı ki MİT tırları haberi de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bir haber değildi zira devlet sırrı sayılabilecek bir bilginin uluslar arası kamuoyuna ilanı, dışarıdan destek bekleme gibi uygunsuz unsurlar içeriyordu.

Özetle, hükümeti beğenmeyenlerin en ağır eleştirileri bile ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilebilir fakat beğenmediğiniz bir hükümetin icraatı dahi olsa devlet sırrı kapsamında olabilecek bilgilerin basına yansıtılması ifade özgürlüğü kapsamına giremez. Hele ki Türk hukukuyla ilgili mevzularda dışarıdan yardım talep etmek affedilir gibi değildir. Terörist elebaşısı için medet beklemek hatta bunu meclis çatısı altında ifade etmek dahi ifade özgürlüğü kapsamında, demokrasinin gereği olarak kabul edilebilir fakat eli silahlı katilleri sevmek zorunda değiliz ve karşılık olarak biz de nefretlerimizi beyan edersek kimse kusura bakmasın. Demokrasi hepimiz için.