Eğitim sistemimizin temelinden itibaren çürük olmadığını kimse iddia edemez. Bu çürümüşlüğün çıktılarını üniversitelerde görüyoruz. Bilimsellikten uzak, günü kurtarmakla meşgul üniversitelerimiz var. Bilimsel yayınlar yapılmıyor, yapılan yayınlar benzerlerinin kopyalarından ileriye gidemiyor. Bir alanda araştırma yaparsanız görürsünüz, çoğunlukla birbirinden kopya edilmiş bir yığın laf kalabalığından öteye gider bir yanı olmayan yüzlerce yayın. Yeni bir şeyin üretimine teşvik etmekten ziyade kolayına kaçmayı özendiren bir sistem… Bizim üniversitelerimiz uluslararası camiada saygınlık sıralamasında çok gerideler. Bizim üniversite mezunlarımız mezunu oldukları alanda yeterli olma hususunda da ne yazık ki çok eksikler. Bu durumu çürümüşlüğün neticesi olarak yazıyorum, kabahat üniversite eğitiminde değil kabahat zihniyette.

Çürümüşlüğün kökenine indiğiniz zaman ilkokul eğitimine kadar gidersiniz. Sınav başarısına odaklanmış ezberci eğitim sistemi çocuklara bencillikten başka bir şey aşılayamıyor ne yazık ki. Kişilik eğitimi konusunda okullarımız da ailelerimiz de eşit bir şekilde suçlular. Sınav başarısına odaklanma noktasında da iki taraflı bir suçluluk söz konusu. Hâlbuki yıllardır sorulan sorular hiç değişmedi. Ya bilim ilerlemiyor ya biz yerimizde sayıyoruz. Otuz-kırk-elli sene önce sınavlarda ne soruluyorsa şimdi de aynı şeyler soruluyor. Hadi matematik değişmiyor onu anlıyorum ama fizikte, kimyada, biyolojide hiç mi değişiklikler olmuyor? Felsefe deyince hep ilkçağ filozofları mı anlaşılmalı? Yeni düşünceler hiç mi yok? Bu tür soruları uzatabiliriz. Bizim eğitim müfredatımız gün geçtikçe daha fazla örümcek ağı bağlayan tavan arasında kalmış eşyalar gibi, ne yazık ki. Ölçülen tek şey birkaç senede bir yapılan sınavlarda kimin ne kadar ezberci olabildiği. Yeniliğe açık, bilimsel anlamda gelişme potansiyeli olan bir öğrencinin bu sistemde bir yere varabilmesi neredeyse imkânsız. Bugün ülkemizde sayıları az olan birkaç tane böyle hoca-akademisyen-âlim varsa bütün bunlarla mücadele etmiş insanlardır. Sistemle mücadele etmemiş olsalar kim bilir daha neler yaparlardı, sistemle mücadele olmasa kim bilir daha kimler çıkabilecekti…

Ortaöğretim kilit rollerden birini oynuyor. Yüzbinlerce işsizin ve yüzbinlerce ara eleman ihtiyacının olduğu bir ülkede azıcık matematik bilirseniz bir sıkıntının olduğunu görürsünüz. Lise eğitimi aynı ezberci mantıkla üniversiteye hazırlıyor gençleri. Kutsal üniversite diploması ile işsiz kalmak aileler ve gençler tarafından yetenek gerektiren işlerde çalışmaya yeğ tutuluyor. Hayatta hiçbir işe yaramayacak olan bilgilerin ezberlenmesi ile üniversiteye hazırlananlar şansları varsa bir baltaya sap oluyor, yoksa işsizler ordusuna nefer oluyorlar. İki taraflı bir mantıksızlık var. Eğitim-üretimden kopuk. Eğitim sanayiden kopuk. Eğitim ticaretten kopuk. Eğitimin tek amacı üniversiteye öğrenci yetiştirmek ve bunun yolu da ezberlenecek formüllerden geçiyor.

Eğitim sistemimizin çürümüşlüğünün temel sebebinin kopukluk olduğunu ve bu kopmayı destekleyen aileler ve eğitimciler olduğunu anladık sanırım. Olması gereken ile olan arasında derin bir uçurum var. Olması gereken, eğitimin, bireyi dünyaya hazırlamasıdır. Su tesisatçısından mühendisine kadar her alanda yetişmiş ihtiyaç var. Öğrencinin yeteneği hangi alandaysa ona yönlendirilmeli ve yaşayan dünyadan kopuk olmamalı eğitim. İşte bu gerçekleşirse üniversitelerimiz bilimselliği yakalar, nicelikleriyle değil nitelikleriyle anılır, siyasi görüşleriyle değil insanlığa sundukları katkılarıyla gündem olurlar.