Bu kitabı çıktığı günden beri defalarca okudum diyebilirim. 2002 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam, Boğaziçi Üniversitesi’nde Hilmi Yavuz’dan İslam Felsefesi dersi alıyordum. Ders Cumartesi günleri olduğu için çok sık katılmasam da konular ilgimi çektiği için ders dışında da konularla alakalı okumalar yaptım. Hocanın Zaman Gazetesi’nde yayınlanan bazı yazılarından oluşan bu incecik kitap da ilgili okumalarımdan bir tanesiydi. İslam da fikir akımları, Eş’ari, Maturidi, İbn Rüşd, İbn Sina, tasavvuf ve illa ki Muhteşem Gazali. Hoca Gazali hayranıydı ve bunu baskın bir şekilde dile getiriyordu. Geçen sene imza günü için Malatya’ya gelince Hilmi Yavuz, koşa koşa gittim. Kendimi hatırlattım ve “Muhteşem Gazali” tabirini yad ettim. Gazali’yi muhteşem bulmasam da hocamın birikimine saygım sonsuz.

Gazali’ye ait çok eser okuduğumu düşünüyorum. Bir nefeste 7-8 tanesini sayabilirim. İslam düşüncesinde Gazali’nin etkisi oldukça fazla. Tehafüt ile İbn Sina gibi İslam düşünürlerini çok fena eleştirirken Eşari kelam okulunun bayraktar ismi olarak İslam düşüncesinin bu doğrultuda ilerlemesine büyük katkılar sağlıyor. Bunu sadece Gazali ve eserlerine yormak doğru olmaz tabi ki. Dönemin siyasi konjonktürünü de doğru okumak gerekiyor. Çok çalkantılı bir İslam dünyası, değişik mezheplerin oluşma çağları, güç odakları arasında süregelen bir yarış ve hepsinin yanında varlığını sürdüren bilim. Dönemin halifesi hangi düşünce akımını destekliyor, Selçuklular kimden yana, Fatımiler ne anlatıyor, Endülüs’te geçerli olan zihniyet nedir? Tabi o zamanlara gidip bakmak lazım aslını öğrenmek için. Benim bildiğim Nizamiye medreseleri ve Nizamülmülk. Gazali bu desteği arkasına almasaydı belki zor Gazali olurdu ve biz farklı bir İslam anlayışını yaşıyorduk şimdi. Her neyse. Kitaptan bahsedeyim.

Hilmi Yavuz Osmanlı’da geçerli olan düşüncenin Eşari değil Maturidi olduğunu söylüyor ve Ebussuud Efendi, İmam Birgivi ihtilafında kazanan tarafın Ebussuud Efendi, dolayısıyla Hanifi\Maturidi İslam anlayışının olduğunu söylüyor.

“Orta Asya Türkleri İslamiyete geçtikleri sıralarda İslamiyetin kendi göçebe yapılarına uymayan özelliklerini kolayca kabul etmediler. Bilhassa kadın-erkek ayrılığı, şarap yasağı gibi normlar kendilerince kolay benimsenmedi. Orta Asya’dan Şamanlık’la karışık gelen inançlara en yakını “Sufilik”ti. İslamiyet’le geleneksel Türk yapısı arasındaki bu uyumsuzluk Türkler şehirlere yerleştikten sonra kurumlaşmış bir şekil aldı. Bir taraftan şehirlerdeki seçkinler İslam’ı, olduğu gibi kabul ederken, şehir medeniyetinin dışında kalan Türkmen aşiretleri ve bir dereceye kadar seçkinlerden olmayanlar İslam’ın heterodoks, sufi şeklini tercih ettiler. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş devirleri, İslam’ın heterodoks şeklini kabul edenlerle Sünni İslam’ı her tarafta hükümran kılmak isteyenler arasındaki çekişmelerin tarihidir bir bakıma. (Şerif Mardin yorumu)

“Türk Müslümanlığı konusundaki Teolojik yorum Türk Müslümanlığı’nın Maturidi Kelamı üzerine inşa edilmesini öngörüyor. Bu görüşe göre, Osmanlı toplumunun belirli bir tarihsel dönemden (16. yy) sonra, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden dönüşünde birlikte getirdiği ulema (ki bunlar, rivayete göre Eş’ari uleması ve İbn Teymiyye’nin öğrencileridir!) itikadda Eş’ari, Fıkıhta ise Şafii bir İslam projesini hakim kılmışlardır. İşte ne olduysa ondan sonra olmuştur. Tekkeyle medrese birbirine girmiş, bilim ve felsefe düşüncesinin yolu kapanmış….” Gazali’nin fikirleri tesirli olunca felsefe tekfir edilmiştir. Hilmi Yavuz bunun gerçeği yansıtmadığını iddia ediyor yukarıda bahsettiğim gibi. Osmanlı’da da, Türkiye Cumhuriyetinde de Maturidilik ve Hanefilik hakimmiş.

Daha sonraki makalelerde yine bolca Gazali’nin kulaklarını çınlatıyor Yavuz. Gazali’nin felsefenin yolunu kapattığı iddialarına cevaplar  veriyor. Aslında onun yaptığının, felsefecilerin iman ve metafiziği birbirinden ayırmalarını reddetmek olduğunu söylüyor. İbn Sina gibi düşünürlerin düşüncelerinin Panteizm’e ve dolayısı ile Ateizme kaydığını söylüyor ki beni tatmin etmedi bu bağlantılar.

İbn Rüşd’ü çok sevmiyor hocam. Mutezile’yi de pek tutmuyor. Özet bir şekilde Mutezile alimlerinin Abbasi devrinde bir dönem halifeler tarafından tutulduğu (meşhur Kuran mahluk mudur meselesi) daha sonra ise tam tersi şekilde Sünni alimleri tutulduğunu anlatıyor. Bu meseleleri çok özet anlatmış hocam. Bu kitabı anlayabilmek için biraz İslam tarihi ve felsefesi bilmek gerekebilir. En azından Mutezile, Eş’ari, Maturidi, Cebriyye ve Kaderiyye fikirlerinin ne anlattıklarını bilmek gerekir diye düşünüyorum.

“Felasefe, vahiy ile akıl arasında tastamam bir uyum olduğunu bildirir; kelamcılarsa vahyin akıldan üstün olduğunu öne sürerler.”

“Daha 14. yüzyıldan itibaren batı, kendisini İslam’ın tam karşıtındaki zihinsel mekanda konumlandırmış, arayı alabildiğine açmış ve bu tek yanlı, dahası peşin hükümlü tavırla varılabilecek en aşırı kerteye ulaşmıştır: Oryantalizm. Kısaca oryantalizm, bir “hayali İslam” tasarısıdır.” 

112 sayfalık bu kitap sanırım Zaman gazetesi tarafından kupon biriktirme ya da abonelik yoluyla verilmiş. Fikirleri benimle çok uyuşmuyor, önce de söyledim fakat gerçekten değerli bilgiler içeriyor. Sağolsun Hilmi Yavuz.