Genç bir işadamına nasihatler vererek iş dünyasının gerçek yüzünü yansıttığını iddia eden kitap baştan aşağı yalanlarla dolu.

Şaka şaka. Çoğu anlatılan şey gerçek, kafasını kaldırıp biraz etrafına baksa insan ya da en azından günlük bir gazete alıp sayfalarına göz atsa ya da en azından yaşıyor olduğu hayatın frenine şöyle hafifçe dokunup, camları indirip etrafını dinlese durumun gerçekliğiyle yüz yüze gelecek. Acımasız bir dünya, saçma bir varoluş mücadelesi, her şeyin merkezine yerleştirilmiş maddiyat. Tutunmak istiyorsan kötüden daha kötü, adiden daha adi, aşağılıktan daha aşağılık olmak zorundasın.

Öncelikle ruhunu satacaksın. İçindeki çocuğu direk öldür. Sonra yalan söylemeyi çok iyi becereceksin. Acemice değil, profesyonelce. Allah, kanunlar, başkaları ve vicdanın. Bunların hepsine rest çekeceksin. Tanrı inancın zaten olmayacak.

“İşte, genç işadamı… O kanunlar dediğin anlı şanlı kavramlar, çok güçlü hırsızların arasındaki mukavelelerden başka bir şey değildir. Ve diğer bütün kanunlar -evlilik ve mirası düzenleyenlerden düşünce özgürlüklerine kadar- mülkiyet hakkından başlarlar ve on beş bin yıl önce başlayan büyük yağmayı meşrulaştırır; vahşeti yumuşatır; ılımlı ve sevimli bir hale getirirler.

Krediler, yatırımlar, işçi çalıştırma-işçi çıkartma düzenlemeleri, fiyatların serbestliği, pazarların muntazam çalışması, işadamları arasındaki sözleşmelerin devlet tarafından infaza zorlanması, devletin alacaklının yanında olması-bunların hepsi o çok korktuğun kanunlar tarafından düzenlenir.

Evet, genç adam; demek ki bütün bunlar senin içinmiş. Kanunlar, kanunlara uyarak çalan hırsızlar tarafından, gelecekteki hırsızların haklarını korumak için yazılmışlardır. Asla kanunlara karşı gelme! Uyumlu ol, çünkü kanunlar zaten seni korumak için vardır.”

Rüşvet konusu çok önemli. Acemi gibi nakit rüşvet verme. İşin olacak adamları önceden tespit et ve rüşvetlerini peşin ver. Lazım olduğu günse sadece eski ilişkilerini kullan.

“Bilgisayar, elektronik ajanda, laptop, internet filan gibi elektronik hırdavat; muhasebeciler, sekreterler ve vasat adamlar içindir. Asla takılma, boğulursun. Ufak bir not defteri, kurşun kalem ve telefon fihristi. İşte seni büyük bir işadamı yapacak olan bu üç kafadardır. Masanın kenarında bilgisayar ekranı tutma. Büyük patronların masası her zaman tertemizdir. Düşünürler, karar verirler ve gereken yerleri hemen ararlar ki ertesi güne önlerinde yine temiz bir masa bulunsun.”

“Hayır” cevapların en güzelidir.

“Şans cesurlara güler” denir. Evet, şans ancak eylemcilere, hareket edenlere, bir şeyler yapanlara yardım eder. K.çının üstünde oturanların ayağına gitmez.

“İşer istendiği gibi gitmeyince, terslikler arka arkaya gelince sıkılan, içi daralan sabırsız adam büyük işadamı olamaz. Statüsü düşük, orta halli bir mutsuz olur, o kadar. İş dünyasının yüzde sekseni aksilikler, çuvallamalar ve hayal kırıklıklarıdır.”

“Çalışmak, egemenlerin son on bin yıldır insanlığa dozu devamlı artan bir şekilde dayattıkları bir zordur. 19. yüzyıla kadar angarya ve kölelik gibi metodlarla baskıya dayanan yaptırımlar 20. yüzyılda yerini teşviklere ve çok çalışmanın faziletlerini yücelten ahlaki propagandalara bıraktı.”

Böyle sürüp giden 225 sayfalık kitaba sabredebilirseniz sistem eleştirisini başka bir gözün gözlemlediği şekliyle bir daha görebilirsiniz. Yazarı Emre Yılmaz. Yayınevi Angora.