Bir problemi tam olarak analiz etmeden çözmeye kalkışmak yangının kaynağına değil de üzerine su püskürtmeye benzer. Ülkemizin yıllardır yüz yüze olduğu terör sorununun çözümüyle ilgili son yıllarda atılan adımlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Hastalığa teşhis koymadan tedaviye girişildiği için hem hastalık ilerledi hem de yanlış tedaviler başka hastalıklara sebep oldu. Bunun başında milliyetçilik akımlarını sayabiliriz. Terör sorununu adlandırırken soruna “Kürt sorunu” dendi. Terör sorununa Kürt sorunu derseniz milliyetçiliğin de önünü açmış olursunuz.

Soruna Kürt sorunu demeye gerek yoktu. Sorun başlı başına bir “Ekmek Sorunu”ydu. Bunu kimse göremedi diyemem fakat görmek kimsenin işine gelmedi diyebilirim. Ülkenin refahının büyük kısmı küçük bir zümrenin elinde ve geri kalanına ne yazık ki kırıntılar düşüyor. Bu geri kalanın doğudaki kısımlarına sorunun kaynağının etnik kimlikleri olduğu aşılandı. Halbuki durum batıda yaşayanlar için de aynıydı.

Dünya ölçeğinde bir soru sormak istiyorum. İnsanları bir arada tutan nedir? İnsanları bir arada tutan ne dilleri, ne dinleri, ne ırkları, ne mezhepleri, ne kültürleri ne de birbirlerine duydukları aşktır. İnsanları bir arada tutan en önemli etken ekmektir. Ekmeğin bölüşümü olmayan bir aile dağılır. Ekmeğin bölüşümü olmayan bir toplum ayakta duramaz. Yetmiş iki buçuk milletin bir arada olduğu Amerika’da etnik sebepli bölünmelerden bahsedildiğini göremezsiniz. Daha önce yaşamış oldukları iç savaş da tamamiyle ekmek kaynaklıydı. Avrupa ülkelerine bakın, etnik temelli bölünmeleri konuşan yerlerde dahi sorunun kökenine indiğiniz zaman ekmek sorunu olduğunu görürsünüz. Dünya üzerinde çıkan savaşların hepsi de ekmek kaynaklı savaşlardır. Hakkaniyetle ekmeğin bölüşüldüğü bir ortamda silahların çıkarılması zaten mantıklı değildir.

Bizim çözüm sürecimiz, sorunun çözümüne yönelik olmadığı için ülkemizi bu karanlık günlere kadar getirdi. İnsanlara özgürlük vermenin zorunluluğu tartışılmaz. İsteyen istediği dili kullanmalı, istediği dine inanmalı, başkalarının özgürlüklerine müdahale etmediği sürece istediği gibi yaşamalı. Bu ekstra bir şey değil. Çözüm süreci dediğimiz dönemde Kürtçe dilinin kullanımı önündeki engellerin kaldırılması demokratik açıdan olumlu bir gelişme olsa da sorunun kaynağı olmadığı için çözüme etkisi olmadı. Abartılı bir şekilde Kürt vurgusunun yapılması da sorunu çözmek yerine körükledi. Yapılması gereken ülke çapında gelir dağılımının neden adaletsiz olduğunu masaya yatırarak yine ülke çapında gelir dağılımı adaletinin sağlanmasına yönelik adımlar atmaktı. Ne yazık ki bu durum sermaye tarafından kabul edilebilir olmadığı için, işin içinde başka işler olduğu için sorunu çözmek yerine çözer gibi yapılması daha uygun bulunarak memleket bugünler kadar getirildi. Umarım bundan sonraki dönemlerde sorun daha iyi tahlil edilir de yara kangren olmadan gerçek bir çözüm süreci başlar