Terör olaylarının artması ve ardı ardına kaybettiğimiz evlatlarımız toplumsal bir üzüntüye ve bu olaylara karşı bir isyan duygusuna yol açtı. Sabahları ilk iş olarak gazeteler, televizyonlar, internet sitelerini açarak “Acaba bugün bir hadise var mı?” diye kontrol etmeye başladık. Üzüntümüz ve korkumuz toplumsal boyutlara ulaştı. Vatandaş olarak elimizden çok bir şey gelmediği için tepkimizi evlerimizin balkonuna, otomobilimizin camına ya da sosyal medya sitelerindeki fotoğraflarımızın yerine Türk bayrakları asarak gösteriyoruz. Siz bu yazıyı okurken Ankara’da milyonlar yürümüş olacak terör olaylarına tepki olarak.

İnsanların toplu halde tepkilerini gösteriyor olmalarının bıçağın kemiğe dayandığını gösteriyor. Hiç kimse istemez yaşadığı ülkede şiddet olaylarının bu ölçüde artmasını. Her gün şehit cenazesi kaldırılan bir ülke olmak maneviyatımızı derinden sarsıyor. Bazı aymazlar umursamadan gündelik hayatlarının eğlencesinin içinde yaşamlarını sürdürüyorlar fakat genele baktığımız zaman üzüntü yoğun. Bu tepkileri görünce aklıma gelen tepkiyi göstermesi gerekenin kim olduğu sorusu oluyor. Daha öz ifade etmek gerekirse: Yürümesi gereken Ankara mı Diyarbakır mı?

Yıllardır terör belası yüzünden en büyük sıkıntıları çeken coğrafya ülkemizin doğu ve güneydoğusu oldu. Birbirini tetikleyecek şekilde bu bölgelerimiz yatırım çekmedi, yatırım olmayınca işsizlik ve yoksulluk arttı, işsiz ve yoksul olan cahil insanlar da terörün kucağına düştüler. Terör olaylarının artışı bölgenin gelişimine engel oldu ve bu sarmal kangrenleşerek ülkeyi ve bölgeyi bu duruma kadar getirdi. İşin vahim bir başka yönü de bölgede yükselen milliyetçilik akımları oldu. Yeni nesiller Kürt milliyetçisi olarak yetişti ve yaşadıkları ülkeye yabancılaştılar.

Hadisenin daha kötü bir boyutu da bölgedeki terör örgütü ve yardakçılarının etkinliği oldu. Koca bir coğrafya insan çıkaramazmış gibi buradaki insanların temsilcisi olarak terör örgütleri ve idarecileri gösterildi. İnsanlar isteyerek ya da zorla bu şer odaklarını destekler duruma düştüler. Esnafın dükkânını açıp kapatmasından vatandaşın oy vereceği partiye kadar illegal örgütler ve uzantıları karar verir oldu ki bu da bir nevi esaret demektir.

Demem o ki; bir yürüyüş yapılacaksa yürümesi gereken Ankara değil, Diyarbakır’dır. Terörden etkilenen, rahatsız olan ve terörün esareti altında yıllardır yaşayan bölge insanı artık tepkisini vermek durumundadır. Doğu ve güneydoğu Anadolu’da yaşayan insanlarımız uzun yıllardır terör sorunu yüzünden ne ekmeğini ağız tadıyla yedi ne eğitimini ciddi bir şekilde alabildi ne de zamanın nimetlerinden faydalanabildi. Bir yara varsa ülkenin bu bölgesinde kanıyor, bir tepki verilecekse tepkiyi öncelikli olarak bu bölge vermeli. Kardeşlik vurgusu bu cihetten gelmeli ki ülkemizin içindeki pislikler temizlensin, bundan sonra ekmeğimizi adil bir şekilde nasıl paylaşırız onun derdine düşelim.