Bir fotoğraf daha görmek istemiyorum. Çok fazla fotoğraf var kâinatta artık. Fotoğraf kirliliği, çevre kirliliği gibi, küresel ısınma gibi bir felaket aslında. İnsanların hayallerini siliyor, hayal güçlerini zayıflatıyor.

Bu akşam çok güzel bir akşam olabilirdi. Fotoğraflayıp kirletmeseydik eğer. Ya da bugün güneşin doğuşunu izlerken yaşadığımız hissiyat sonsuza kadar bizimle can yoldaşı olabilirdi. Fotoğraflarla kirlettik onu da. Bugün, bu akşam, bu gece. Hayal gücümüze terk etmiş olsaydık tüm güzel vakitleri, zaman içerisinde değişecek, güzelleşecekti. Bu vakitlerin ayrıntılarında gizli olan olumsuzluklar hayal gücümüz tarafından yok edilecek, güzelliklerse daha da parlayacaktı. O bebeklik resimleri olmasaydı ne güzel bir bebeklik saklı kalacaktı hafızamızda. O çocukluk günleri, o özel günler, nişanlar, düğünler…

Düğün fotoğrafı, nişan fotoğrafı, doğum fotoğrafı. Bunların hepsi o güzel anların katledilmesi anlamına geliyor, ne zaman fark edilecek acaba? Bütün güzel günler sanki sadece o fotoğrafla anlam kazanacakmış gibi bir algı oluşturuluyor zihinlerimizde. Hâlbuki o düğün, fotoğraf olmasa da güzel. O çocuk, fotoğrafı olmasa da masumluğun en belirgin ifadesi. O mutlu akşam hatıralardaki yerini fotoğraf olmasa da en güzel bir şekilde alacak. Düşüncemiz zaten o mutlu dakikaların fotoğraflarını çok güzel bir şekilde resmedecek. Resmettikten sonra kenarını, köşesini kendine göre değiştirecek, güzelleştirecek. Ne gereği var ki yaşamak dururken fotoğraflamanın.

Yaşamayı ıskalar olduk. Geçen anlarımızın tadını almıyoruz, alamıyoruz. Resmini çektiğimiz anlarımızı yaşadığımızı zannediyoruz fakat aslında yaşadığımız sadece bir fotoğraf hamaliyesi. Çok güzel bir yemekti hadi fotoğrafını çekelim. Çok güzel bir dostluğu fotoğraflarla yaşayalım. Yüce Allah’ın nasıl yarattığını ve yaratmaya devam ettiğini görerek imanımızı tazeleyebileceğimiz bir doğa gezisinin fotoğraf çekmek uğruna tefekkür edilmemiş saatlere dönüşmesi bir kayıp değil de nedir?

Fotoğraf çekme alışkanlığı toplumun her kesimine yayılmış bir hastalığa dönüştü artık. İnsanlar yaşamaktan ziyade fotoğraf çeker oldular. Eğer ki bilgisayarınızın hard diskinde fotoğraflar için ne kadar yer kaldığını hesaplıyor ve bu –belki de çektikten sonra bir daha hiç dönüp bakmadığınız- fotoğraflarınızın geleceği için kaygılanıyorsanız siz de bu hastalığa yakalanmışsınız demektir. Ve eğer selfie çubukları marifetiyle kendi kendinizin resmini çektiğiniz kadar gözlerinizi kapatıp kendinizi düşünmüyor, kendinizle ilgili bir içgörü oluşturamıyorsanız gerçek manada yaşamayı bırakmış sadece birilerinin anı albümlerinde yerini alacak ya da belki hiç alamayacak fotoğraflardan ibaretsiniz demektir.