Malatya’nın son zamanlardaki halini anlatacak bir kelime arıyordum ki Türk Dil Kurumu imdadıma yetişti. Çıngırtı. Son zamanlardaki halimizi anlatacak en güzel kelimeyi de bulmuş oldum. Bu ses kirliliği her yanımızı sarmış durumda ve gündelik hayatlarımızı o 7 Haziran gününün hayaliyle geçirir olduk. Gelse de o seçim günü, insanlar oylarını kullansa da biz de artık bu gürültü kirliliğinden kurtulsak. Tüm bunlara eklenen bir de futbol muhabbeti vardı ki o da ayrı bir gürültü kaynağı oldu sıradan kent sakinleri için. Sanki Malatyaspor ekmeğini veriyormuş gibi, hayır bir iş olsa ortalığı bu kadar ayağa kaldırmayacak, hak bir dava olsa bu kadar gayret göstermeyecek kimseler kendilerini meydanlara atmış bir futbol takımının başarısı ya da başarısızlığı için gösteriler yapıyorlardı. Bitti de kurtulduk. Darısı bu seçimin başına.

Şimdi ben bunları yazarken dışarıdan birbirine karışmış ve ne dediği belli olmayan müzikler yükseliyor. Müzik artık müzik olmaktan çıkmış da gürültü halini almış vaziyette. Bu gürültüde yaşamaz insanların ruh sağlıklarını olumsuz manada etkiliyor ister istemez. Hep söylerim, hastası var, yaşlısı var, uyuyan çocuğu var. Ne yazık ki bu tür ayrıntılar pek fazla dikkate alınmıyor çünkü bu kadar varın arasında saygı ne yazık ki yok. En büyük partilerinden seçilme ihtimali olmayana kadar hepsi bir minibüs üzerinde iki tane hoparlörle kafa şişiriyorlar. Sonra da bu kadar eziyetten sonra seçilip beni temsil edecekler. Şahsım adına böylesi bir temsili içime sindiremiyorum. Bana saygı göstermeyen adam beni nasıl temsil edecek ki? Beni yok sayarak varlık iddiasına giren bu insan seçildikten sonra beni var mı sayacak sanki? İnandırıcı değil.

İnsanların algıları bu yolla değişiyor mu diye de sorgulamak lazım. Buradaki meselenin en değersiz oyuncusu insan olduğu için böyle bir sorgulama yapılmıyor. Bu arabalar partilerin birbirlerine karşı güç gösterisi olarak kullandığı araçlar bile olabilir. Kimin sesi daha fazla çıkıyor, kim diğerini bastırıyor gibi amaçları olabilir. Netice itibariyle olan benim zavallı kulaklarıma oluyor. Kimsenin de bir ses duyup oy vermeye kararlı olduğu partiyi değiştireceğini de düşünmüyorum. “Aman Allah’ım, ne güzel ses, ne güzel müzik. Kim çalıyorsa bu müziği oyumu buna vereyim…” Böyle bir cümleyi ancak absürt komedi filmlerinde duyabilirsiniz, gerçek hayatta mümkün değil.

Sevgili dostlar. Olan benim olduğu kadar sizin de zavallı kulaklarınıza oluyor. Çaresiz bir aya yakın bir süre daha çekeceksiniz bu çileyi. Neticede alışacaksınız da, insan bulunduğu ortama en hızlı adaptasyon sağlayan canlılardandır dünyada. Belki siz alışmışsınızdır bile. Ben niye alışamadım, kendime hayret ediyorum.