Kelimeye bakıp ne anlama geldiğini merak etmiş olabilirsiniz. Doğrusu ben de merak ettim. Bir ağaç çeşidiymiş. Günlük hayatımızı birkaç kelimeyle idame ettirdiğimiz için kullanılmayan kelimeler yavaş yavaş unutulup gidiyor. Kullanıyor olduğumuz dört-beş yüz kelime zamanla yerlerini İngilizce olanlara da bırakınca Türkçe diye bir dil kalmayacak ortada. Türkçenin zenginliği yaşadığı coğrafyanın kültürel zenginliği ile oluşmuştur. Orta Asya’dan gelen göçebe bir milletin dil hazinesinin çok fazla olmasını bekleyemeyiz zaten. Zamanla karşılaştığı kültürleri dışlamak yerine onları da kendi bünyesine katan bu millet geçtiğimiz yüzyıla kadar dünyanın en zengin dillerinden birini konuşuyordu. Arapçadan, Farsçadan, Ermeniceden, Rumcadan ve daha birçok dilden edindiği kelimelerle zengin olmuş bir dil. Pırnal kelimesi de bu zenginliğin parçalarından birisi olarak Rumcadan devşirilmiş. Kışları yapraklarını dökmeyen ve fakat kışın yapraklarını dökmeyen diğer türler gibi iğne yapraklı olmayan bir tür meşe ağacı.

Başlarken anlatmak istediğim başkaydı, ben başka bir şey anlattım. Bu kelimeyi de kelime hazinemizin bir köşesine not alıp devam edelim. Bugün anlatmak istediğim ikinci bir bitki sarısabır bitkisi. Bu bitkinin bazı hastalıklara şifa verdiği biliniyor. Aloe vera ismiyle de meşhur olan bu bitkinin mide rahatsızlıklarından tansiyona kadar birçok hastalığın şifasına da vesile oluyor. Tabi ki şifa Allah’tan, böyle şeyler de Allah’ın şifası için sebepleri oluşturuyorlar. Ne yazık ki böylesi şifa kaynaklarına ulaşmak ilaçlara ulaşmak kadar kolay değil. Şifa kaynağı bir nice ot varken bizim şifa denince aklımıza ilk gelen hastane koridorları oluyor. Doktorlardan ilaç ismi alıp eczanelere koşuyoruz. Doktorun hastalık hakkında fikir yürütmesini bile istemiyoruz. İlacı yazsın yeter.

Eczane raflarına baktığınız zaman her ilaç türünün gruplandırıldığını fark edersiniz. Mide ilaçlar bir tarafta vitaminler bir tarafta ağrı kesiciler bir taraftadır. Muhakkak ki Allah her türlü derdin dermanını da arayıp bulmamız için yaratmıştır ve hastalıkların önemli bir kısmının şifasını kimyasal işlemden geçmemiş bazı bitkilerde bulmak mümkündür. Fakat bu bitkilere ulaşmak ilaçlara ulaşmak kadar kolay olmadığı ve mesela antibiyotik karşısında diğer bitkilerin toplum tarafından itibarsızlaştırıldığı için böylesi yolları aramıyoruz. Yoksa düzenli sarımsak yiyen bir insanın ne ihtiyacı olur ki antibiyotiğe?

Sevgili dostlar, konuyu bağlamak istediğim nokta ilaç sektörü. İlaç sektörü Türkiye’de ve dünyada milyarlarca dolarlık bir işlem hacmine sahipler. Milyarlarca dolarlık üretim ve kar; bizim gibi sıradan vatandaşların algılarının bitkilerin itibarsızlaşıp ilaçların muteber olduğu bir tarafa yönlendirilmeleri için de yeterli bir bütçe ayrılmasına imkân tanıyordur muhakkak…