İnsanların yaralarını başkalarına açmadaki rahatlığından bahsetmiştik. Benzeri rahatlıkları kutlamalarda da görmek mümkün. Şimdilerde mutlulukla aleniyet kazanmadan tam olmuş sayılmıyor. Aleniyet kazanmanın da yeni şekli insanların gözlerinin içine sokmak mutluluğu. Kutlama yapmak için düğünü, bayramı beklemeye de lüzum yok. En basit hadisenin bile içerisinde kutlama geçecek bir neticesi olabiliyor.
Osmanlı döneminde Türklerin alışkanlıklarını gözlemleyen yabancı seyyahlar Türk insanını az gülen, az konuşan bir millet olarak tanımlıyor. Sabah erken vakitte kalkıp işine gücüne bakan, boş kalmayı, boş konuşmayı sevmeyen bir millet. Bugünün insanı ile karşılaştırıldığı zaman neredeyse evrim teorisinin gerçek olduğuna ve hem de aksi yönde ilerlediğine insanı inandıracak bir durum. En basit hadiselerin dahi insani olmaktan uzak şekillerde kutlanmasına bu toplumda tesadüf edebilirsiniz. Mevsim yaza dönüyor. Bundan sonra düğünü-bayramı takip edin. Sanki bir hadise olsa da kutlama yapsak gibi bir halleri olacak insanların.
Bir asker uğurlaması hadisemiz var ki şekli gün geçtikçe daha fazla değişiyor, daha fazla insanlıktan uzaklaşıyor. Asker uğurlama kutlamaları birkaç tane otomobil bulup günün saatine aldırış etmeksizin yüksek sesli bağırtılar, susmayan müzik ve kornalarla sürüp gidiyor. Bir de yol kapatma vardır ki bunun adına eşkıyalıktan başka isim veremiyorum. Birkaç otomobilden oluşan güruh yan yana dizilerek başka insanların araçlarıyla o yoldan geçmelerine engel olacak bir süratte seyrederek yolu kapatır. Bunun adına da kutlama derler sorarsan lakin dilencilerin yaralarını göstermesi gibi bunun da insanların içlerindeki hayvanları dışa vurmalarından bir farkı yoktur. Bir arkadaşınız vatani vazifesini yapacak diye bu kadar çıngar çıkarmanın, insanlara rahatsızlık vermenin ne anlamı var ki? Anlamı yok, sadece hayvani hislerin dışa vurulması.
Düğünlerin de aynı şekilde bir kendini kaybetmişlikle kutlandığını izleyebilirsiniz. Sanki dünya tarihinde o güne kadar hiç kimse evlenmemiş gibi bir kutlama alışkanlığı oluşmuş durumda. Gelin ve damatlar küçükken dinledikleri masallardaki “kırk gün kırk gece” tabirlerini fazla ciddiye almışlar, kırk gün yapamasak da bir gecede kırk gecenin acısını çıkaralım havasındalar. Havalar ısınmaya başlar başlamaz tafsilatıyla göreceğiz bahsettiğim bu alışkanlıkları.
Türkçede çok güzel bir kelime var: kıvanç. Kelimeyi detaylandıramayacağım ne yazık ki çünkü bazı kelimeler sözle anlatılmıyor. Sevinç, mutluluk içeren bir kelime fakat benim zihnimde daha mütevazı ve daha derin mutlulukları çağrıştırıyor. Bugünün kutlamalarıysa tam tersi bir şekilde, tepinmeden başka bir şey ifade etmiyor ne yazık ki.