Hakkın korunması için öncelikle hakkın tanınması gerektiğinden bahsetmiştik. Hak kavramını anlatırken kişinin elinde bulundurduğu her türlü meta ve korunmasından bahsediyoruz. Zaman içerisinde yükümlülükler ve bunlardan kaçınma yollarını da hak kavramının içinde dâhil ediyoruz. Hâlbuki hak dediğimiz sadece kişinin mal varlığı ve korunmasından ibaret değildir. Dünyada yalnız yaşamadığımız için bizden başkaları ve onların hakları da söz konusu. Çocukları sadece kendi haklarını korumak konusunda eğittiğimiz zaman başkalarının haklarının ikincil sıraya düştüğünü görüyoruz. Toplumdaki birçok düzensizliğin de temelinde bu anlayış yatıyor. Hak kavramını geniş bir şekilde, tüm haklar bağlamında tanımlamayıp dar anlamda sadece kişinin kendi hakları olarak tanımladığımız zaman bu kavramları içselleştiren bencil/egoist bireyler ortaya çıkıyor.

Toplu halde yaşamıyor olsaydık hak diye bir meselemiz de olmayacaktı dolayısı ile bunun savunmasından da bahsedemeyecektik. Kendini koruma içgüdüsü ile hareket edilecekti ki bunun insanlıkla alakası yok. Bireysel olarak da haklarımız olduğu gibi bizim üzerimizde hakları olan kimseler de bulunmaktadır. Bu haklara karşı bizim yükümlülüklerimiz var. Hak kavramı yanlış anlatıldığı için yükümlülük/sorumluluk ortaya çıktıktan sonraki eğilim reddetme olarak gerçekleşmektedir.

Hakkımızın sınırları başkalarının haklarıyla çatışılan noktaya kadar gider ve buradan sonra ilerlemez. Toplumsal hayatımızda rastladığımız çoğu hadisede hakkın iyi anlaşılmadığını müşahede edebiliriz. Bunun için en güzel örneklerden birini de trafik akışı oluşturuyor. Trafik kurallarının önemli bir kısmı hakları ifade eder. Yolun kime ait olduğu konusunda haklılığı belirli kurallara bağlar ya da başkalarının güvenlik hakları için bazı sınırlamalar koyar. Hakları sadece kendisiyle ilgili edinimler olarak gören birey bu kuralları uygulamaktan kaçar. Trafikte yaşanan kaos hep aynı yetiştirme tarzına ve hak anlayışına sahip bireylerden kaynaklanmaktadır. Toplumsal hayattaki daha farklı suçlar da incelendiğinde eminim aynı sonuca varabilirsiniz.
Özetlemek gerekirse; hak kavramını çocuklarımıza yanlış aşıladığımız için toplumsal anlamda büyük sorunlarla yüz yüze geliyoruz. Hakkı, sadece bireyin maddi ve manevi varlıkları olarak tanımladığımız için bencil/egoist bireyler yetişiyor ve bu da toplumu zehirliyor. Bunu sadece aile değil, eğitim sistemi de böyle ifade ediyor. Hâlbuki hakları anlattıktan sonra hakların belli sınırlara kadar meşru olduğunu da anlatmak gerekirken başkalarının da bireyin üzerinde hak sahibi olduğunu ve bu hak sahiplerine karşı bazı sorumlulukların yerine getirilmesi gerektiğini de ifade etmek gerekiyor. Aileler ve eğitim sistemi hakların sınırlarından bahsederek başkalarının da hak sahibi olduğunu anlatmalı. Komşunun komşu üzerinde; ana-babanın evlat üzerinde; şehrin hemşehri üzerinde; devletin vatandaş üzerinde; toplumun fert üzerinde diyerek genel çerçevesini çizebileceğimiz birçok hak ve sorumluluk aile içi ve okul eğitiminin içine (muhakkak ki vardır, daha etkin bir şekilde) dahil edilmeli ki sağlıklı bireyler yetiştirerek sağlıklı bir toplum oluşturalım.