Yeni insanın mottosu olan bu kelime halimizi-ahvalimizi de en güzel bir şekilde anlatıyor bize. Yeni insan dediğimiz canlı formasyonu nereden geldiği belli olmayan bir bilgi ile donandığı zehabıyla sürdürüyor yaşantısını. Bu kendinden emin bilgi sizi de gün oluyor inandırmıyor değil. Karşınızdaki insan bu kadar emin bir şekilde âlim pozlarına girdiği zaman siz de ister istemez inanıyorsunuz karşınızdakinin agâh olduğuna. Zaman içinde belli oluyor ki o bilginin kaynağı yok, hatta ortada bir bilgi dahi yok.

Daha önce bahsettiğimiz gibi yeni insanın en belirgin özelliği bencilliği. Kendisini dünyasının merkezine oturtarak kazandığı alışkanlık zamanla diğerlerinin dünyasının merkezinde de olduğu sanrısını oluşturuyor. Bunu kendi başına yaptığı zaman sorun yok da… Normal olanlarla ya da henüz normal olanlarla ya da normal kalabilmişlerle ya da normalliği anormalliğinden fazla olanlarla ilişkilerinde feci bir koku yayıyor etrafına. Cahilliğin o kelimelerle anlatılamayacak kokusunu.

Bilginin kaynağı nedir diye araştırdığınızda karşınıza başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları ile internet çıkıyor. Bir tane hasbelkader alınmış üniversite diploması varsa o da cilası oluyor işin. Geçmişte derli toplu, tafsilatlı konuşmalara ancak ara sıra girilen ortamlarda ya da haftada bir gidilen camide denk gelen insanlar televizyon sayesinde günün yirmi dört saati kendilerine bir şeyler anlatan insanlarla haşır neşir oldular. Bu şekilde, bir tane tartışma programı izleyen ertesi gün ülkesinde olup biten her şeyden haberdar olduğunu düşünür oldu. Yere düşen takvim yaprağını öpüp başına koyan insanlar bugün ellerindeki telefonla sosyal medya takip ediyorlar ve ciddi olsa kendilerini âlim edecek kemiyette sayfalar dolusu ciddiyetsiz yazılar okuyorlar. Hepsini yüklediğimiz bu insan kof kendine güven duygusuyla “âlim oldum” diyor nihayetinde. İlim kemiyetle olmaz, keyfiyetle olur demeye kalkmayın çünkü “biliyorum” demenin geri dönüşü olmayan yoluna girmişlere anlatamazsınız bilmediğini.

Eskiler ilmin kapısının bilmiyorum demekten geçeceğini söylemişler. Boş bir kabı doldurabilmek için o kabın boş olduğunun farkında olmak gerekiyor. Kabım dolu diyene doldur diyemezsin ki; adam dolu olduğunu zannediyor.

Bu türlü cahillerle ilgili atalar sözü de fazlaca var.

“Nâdân ile sohbet etmek güçtür bilene;

Çünkü nâdân ne gelirse, söyler, diline!”

 

Gelenek, bilginin yolunun bilmediğini kabul etmekten geçtiğini söylerken yeni insan bilmediği halde geri adım atmıyor cahilliğinden. Gelenek âlimi bilmediğini bilen, cahili ise bilmediğini bilmeyen olarak tanımlarken yeni insan bütün sınırları aşarak her şeyi bildiğini iddia ediyor. Gelenek, güneşin önünde kalmış bir kardan adam gibi erirken yeni insanlar kanserli hücreler gibi hızla yayılıyor toplumun içerisinde.