Akşam çok güzel olabilir. Yağmur yağarken toprağın kokusunu çekersin içine. Sonra gökyüzüne bakar sonsuzluğu düşünürsün. Kâinata ve düzenine hayran olur, imanını tazelersin. Sonra yürüyüşünü sürdürür her adımında farklı bir duyguyu yakalar ve hissiyatının içine katarsın. İnsan, bilgi birikimini okuyarak sağlıyorsa duygu birikimini de hissederek sağlar. Bir gündoğumu ya da günbatımı. Bir orman ya da göl ya da fazla dolaşmana gerek kalmaksızın sadece gökyüzü. Bir ahbapla koyu bir muhabbet koyu bir çay eşliğinde…

Tam bu esnada, her şey ne kadar hissi, ne kadar hasbi, ne kadar kalbiyken telefonunu çıkarırsın cebinden. Bazısı ‘o anı ölümsüzleştirmek’ diyor, bazısı ‘paylaşmak’. Her durumda telefon çıkıyor, ortam resimleniyor. Yaşamaktan ziyade yaşamış gibi yapmaya odaklanmanın göstergesi. Bir fotoğraf çekiliyor ve o ‘an’ internette paylaşılarak yaşanmış hale geliyor. Geriye kalan diğer ‘an’lar, gereksiz detaylar seviyesine düşüyorlar.

Network, ağ demek. İnternet kelimesi de bu İngilizce kelimeden geliyor. ‘Net’ diyerek kısaltıyoruz. Eskiden bir tane e-posta adresiyle bu camiada var olurken şimdi sosyal medya hesaplarıyla branşlaşıyoruz. Netice olarak hedef o ağın bir parçası haline gelmek, ağdan kopmamak, ağa bağlı olmak. Gerçekte bu ağ bütün hayatı sarmalamış durumda. Ağına düşürdüğü kurbanı sarmalayan örümcek gibi. Örümcek, avını zehirler ve etkisiz hale getirir. Sonra ağını örmeye başlar. Bu ağ da insanları zehirliyor ve sarmalıyor aynı şekilde.

Aranmak ve bulunmak arzusu insanları bu ağın parçası olmaya yönlendiriyor. Sosyal medya hesapları, fotoğraflar, paylaşımlar filan. İki cümleyle de olsa o ağda bulunma hevesi. Arandığı zaman bulunma arzusu. Bütün dünyaya gönderilen bir mesaj bu aslında. İçine mektup koyulup denize atılan şişe gibi ya da uzaya gönderilen şifreli mesajlar gibi bir şey. Birileri beni arasın ve eliyle koymuş gibi bulsun. Birilerini varlığımdan haberdar edeyim. Birileri varlığımı fark etsin de var olduğuma kendim de inanayım.

Aranma ve bulunma arzusunun daha ilkel şekillerine farklı yer ve zamanlarda rastlayabilirsiniz. Şehirlerarası otobüslerin mola yerindeki bir tuvaletin kapısına bir asker tarafından yazılmış şafak ve tertip numarası bunlardan biri. İnşaata dökülmüş betonun bir yerine beton daha donmadan yazılmış olan isim ve tarih de keza. Bugünün internet ortamı bu tür ilkel mesajların organize olmuş halidir aslında. Aranma arzusunun zirve noktası.

Ağın parçası olma hevesi, aranma ve bulunma arzusu o güzel günün katili. O gün batımını izleyip duygu dünyasını zenginleştirmek yerine fotoğrafını çekip sağa sola göndermek duyguları öldürmüyor mu? Bir ahbapla sohbet etmenin tadına neden bulaşsın ki “biz şurada şöyle eğleniyoruz” altyazılı fotoğraf? Cep telefonları ve internet… Bir ağın parçası olmanın öneminin zirveye çıktığı bu dünya. Aranmak isteği ve bu isteğin yerine gelmesi için bu kadar uğraşmak. Biraz daha geriden bakıldığı zaman anlaşılabilir bütün bunların nereden geldiği. İnsanın her durumda ortaya koymaya başladığı benmerkezcilikten geliyor hepsi. İnsanın bireyselleşmesi ve bencilleşmesinin en iyi yardımcıları halindeler.