Haklardan söz etmeye başladıktan sonra ilk olarak ana-baba hakkından söz etmemiz gerekiyor. Buradaki temel gayemiz sağlıklı bir toplumun oluşumunun temel kıstaslarını belirlemek. Sağlıklı toplumun oluşumu için bireyin sağlıklı olması gerekiyor. Sağlıklı bireyin yetişmesi de sağlıklı ailenin varlığı ile mümkün. Aile yapımızın geniş aileden çekirdek aileye doğru değiştiğini açık bir şekilde gözlemleyebileceğimiz bir zaman dilimini yaşadık/yaşıyoruz. Geniş ailenin varlığı neredeyse silinmiş olsa da örneklerine rastlamak mümkün. Aile yapısı çekirdek aileye dönüşümünü tamamlamak üzere. Burada önümüze çıkan yol ayrımı Avrupai tarz bir aile sistemine dönüşmekle geleneksel aile yapısından mekânsal olarak kopmakla birlikte manevi olarak sürdürmek gibi iki seçenek sunuyor bize.

Anne-baba hakkı yukarıda zikrettiklerimizden ikincisi için önem arz ediyor. Avrupai ya da batılı tarz aile yapısında çocuklar genel olarak özgür olarak yetiştiriliyor ve bağımsız olmaya vurgu yapılıyor. 14-15 yaşından itibaren büyük oranda özgürlüğünü kazanan çocuk reşit olduktan sonra ailesiyle bağlarını azaltıyor ve zaman ilerledikçe neredeyse kopma noktasına kadar geliyor. Anne-baba çocuktan sonra kendi özgürlüğünü kazanırken ömrünün son demlerinde de izole bir huzurevinde senede bir gerçekleşecek bir ziyaret yolu gözlüyor. Evlat için anne-babanın yeri ile anne-baba için evladın yeri daha mekanik bir görüntü sunuyor bize. Herkes vazifesini yapıyor gibi. Çocuklarını büyüten anne-baba onları toplumsallaştırdıktan sonra kenara çekiliyor. Çocuklar da bu kenara çekilmeye cevaplarını onlarla ilişkilerini azaltarak cevap veriyorlar.

Bizim toplumumuzda geniş aile yerini çekirdek aileye bırakmış olsa da anne-babanın yeri ve önemi şimdilik muhafaza ediliyor. Ailenin dönüşümü bu hızla devam ederse biz de yukarıda batılı aile adı altında genel çerçevesini çizdiğimiz aile ilişkilerini yaşamaya başlayacağız. Böyle bir dönüşümü yaşamak isteyenler için sorun yok fakat istemeyenler için anne-baba hakkı güncelliğini yitirmemesi gereken mühim bir kavram.

Önceki iki gün, maddi varlığını korumak dışında hak kavramı ile ilgisi olmayan bencil bireylerin yetiştiğinden bahsetmiştik. Bunun birinci suçu da şimdi haklarından bahsedeceğimiz anne-babalara ait. Aileler çocuklarını sürekli korumaları gereken maddi varlıkları hususunda ikaz ederken ikinci sıraya attıkları başkalarının hakları arasında kendi haklarının da bulunduğunu idrak edemiyorlar. Anne-babanın, evlat üzerinde maddi ve manevi hakları bulunmaktadır. Maddi haklar çocuğun doğumundan topluma dâhil olmasına kadar geçen süre içerisinde sarf edilmiş olan tüm emeklerdir ki bunun karşılığının verilmesi mümkün değildir. Evlat, en azından yaşlılıklarında anne ve babasının ihtiyaçlarını gidermeye çaba sarf ederek bir nebze dahi olsa bu hakkı ödemeye çalışır. Manevi haklar ise yaşadığımız toplumun tüm geleneğinin aktarımı ile birlikte karşılıksız verilen sevgidir ki bu da ödenemeyecek olmakla birlikte en azından evladın vefası ile karşılık bulabilir. Evladın bu iki türlü hakkın karşılığını vermeye çalışması da kendisinin ilerleyen yıllarda alacağı cevabın bir benzeridir. Bu şekilde toplum varlığını sürdürür, gelenek çözülmez, sorunlar azalır.

Kişinin üzerinde hakkı olanlardan anne-baba ile başladık. Hakkını korumayı bildiği kadar kendi üzerinde hakkı olanları da tanımalı insan. Anne-babanın evlat üzerinde hakları vardır. Sağlıklı yetişmiş bir birey bu hakları doğru bir şekilde idrak ederek karşılığını vermeye uğraşır. Onlardan öğrendiği geleneğin topluma yansıtılarak sürdürülmesi, anne babanın emeğine ve sevgisine karşı vefa duygusu sergilenmesi olumlu etkilerini toplum üzerinde de gösterecektir. Hakkı sadece kendi maddi varlığı olarak görmeye alıştırılmış bireyin de vicdan sahibi olduğunu düşünürsek sorumlulukların sahiplenmesi aslında kolay olan yoldur.