Süleyman Şah türbesinin nakledilişi hadisesini medyadan takip ederken dikkatimi çeken bir nokta oldu. Süleyman Şah’ın kim olduğu konusunda kimsenin öyle etraflı bir bilgisi yok. Tarihini dizilerden öğrenen bir milletin bilgisizliğini de anlayışla karşılamak lazım. Bir televizyon dizisinde Osman Gazi’nin dedesinin ismi Süleyman Şah diye geçti diye herkes nakledilen mezarın Osman Gazi’nin dedesine ait olduğunu zannediyor. Bu köşede daha önce de sizlere anlattığım gibi Osman Gazi’nin dedesinin adı Gündüz Alp. Süleyman Şah ise Selçuklu ailesinden Kutalmış’ın oğlu ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu. Nakledilen mezarda yatan kimsenin de bu mezkûr Süleyman Şah olup olmadığı ise muğlak. Bin yıldır mezarı duran birisinin bu Süleyman Şah olması ihtimali yüksek.

Kimliği bir kenara bırakalım. Bizim Suriye topraklarında bir parça toprağımız olması ve yüz yıla yakın bir zamandır bu toprağı sırf üzerinde bir tane mezarımız var diye koruyor olmamız biraz objektif düşününce sürreal bir yanılsama gibi görünüyor. Tersten bakarsak durum daha iyi anlaşılır. Türkiye toprakları içerisinde bir tane “Rus Mezarı” olsun ve Rus ordusundan bir manga asker burada Rusya bayrağını dalgalandırıyor olsun. İspanyol uçağının düştüğü Akçadağ ilçemizin bir yerinde “İspanyol Mezarı” diye bir mevkii olsun ve İspanyol askerleri burada İspanya bayrağı dalgalandırsınlar.

Bunlara gerek yok, biz Rus’un da Ermeni’nin de İspanyol’un da ölüsüne gereken saygıyı gösteririz. İnsanlık ölmedi ya. Suriye’de bizim de bir atamız yatıyormuş, yatsın. Ne ki İran’da; Irak’ta, Arabistan’da yatmıyor. Hepsi nasıl orada ebedi istirahatlerindeyseler burada da olsalar durum değişmeyecek.

Başka bir açıdan bakılınca, o mezar zaten bin yıldır aynı yerde değil ki; topu topu kırk yıllık bir geçmişi var. Baraj bahanesiyle zaten kaldırılmış bir tarihte. Abes olan, bir kere kaldırılmış bir mezarın yerini bir kere daha değiştirmek. Bıraksaydık rahmetli atamız en azından kırk yıldır medfun olduğu yerde kalsaydı. Başına asker dikmenin ne manası var ki, bıraksaydık kalsaydı orada.

Taşınmasında başka bir mantıksızlık daha var ki o da yine Suriye sınırları içerisinde bir yere taşınması. Madem zahmet edip o kadar yoldan getirdik bari kendi topraklarımıza defnederdik de en azından başına neler gelecek stresinden kurtulurduk. Başına asker dikmek zorunda da kalmazdık. Şimdi işin yoksa yine Suriye sınırları içerisinde mezar nöbeti tut.

Bunları geçelim sevgili dostlar. Tarihimizi, kültürümüzü televizyonlardan-dizilerden öğrendiğimiz sürece elimizden alınacak. Toprak kaybettik diye ağlayanlar yitirdikleri kültürlerine ağlamadıkları sürece isim verecekleri bir toprakları da olmayacak ilerleyen zamanlarda. Dünya kapitalist sistemin öngördüğü şekilde küresel bir köy oldukça ve tek-tip insan yetiştirdikçe sizin ne Türklüğünüz kalacak ne tarihiniz ne geleneğiniz. Bir karış toprağa, bir tane mezara ağlarken bir de bakacaksınız ki o cennet vatanınız artık Türkiye değil de koca bir medeniyetin başında ağıt yakacak kimsesi kalmamış mezarı olmuş.