Medya’dan haberiniz olmuştur Mersin’deki cinayetten. İnsanlıkla ilgili ümitlerim pamuk iplikleriyle bağlı olduğu için bu tür hadiseleri okumaktan-dinlemekten kaçıyorum. Akşam evde televizyon açıkken denk geldi, çaresiz kaldım izledim. Üniversite öğrencisi genç kız gayet doğal bir şekilde minibüse binip evine gidiyor. Minibüste başka yolcu kalmayınca şoför arabayı ıssız bir yere çekiyor ve genç kıza saldırıyor. Kız, kendisini korumaya çalışınca da bıçaklayıp öldürüyor. İşin daha kötüsü, cesedi saklamak için ailesinden yardım isteyen adam kollarından tutulup polise teslim edileceğine yardım alıyor ailesinden. İki kişi de böylece suça dâhil oluyor.

Kızın annesini gördüm televizyonda yine. Katillerin en ağır cezayla cezalandırılmasını istiyor. En ağır ceza birkaç sene hapis yatıp sonrasında afla çıkmak olacak. Sonra yine katiller aramızda. Suç-ceza dengesi hususunda dengemiz yok ne yazık ki. Böylesi suçların dahi hafifletici sebepleri, iyi halden indirimleri var. Hukuk sistemimiz suç-ceza dengesini kurmadığı sürece kamuoyu nezdinde güvenilir bir sistem olamayacak. Bu tür haberlere artık aşinayız. Hadiseyle ilgili yürüyüşler, protestolar düzenleniyor. Çeşitli boyutlarıyla değişik platformlarda tartışılacak. Eğitim sisteminin zafiyetlerinden insanları canavarlaştıran çeşitli etmenlere kadar her şey tartışılacak. Daha popüler bir kavram olduğu için “kadın cinayeti” başlığıyla yorumlanacak cinayet. Medya dediğimiz, önüne gelen her şeyi malzeme yaparak öğüten canavar bu sebeple seyirci çekmiş olacak sadece. İnsanlar biraz üzülecek, biraz sövecekler fakat bir-iki gün sonra unutacaklar. Sosyal medya unutacak. Ölen öldüğüyle kalacak.

İnsanların hukuk sistemine olan güvenleri giderek azalıyor. Toplum artık bu ülkede suçlunun ceza gördüğüne-göreceğine inanmıyor. İnsanlar kendilerini korumak için silahlanmaya yöneliyorlar. Bireysel silahlanma arttıkça cinayetler de artıyor. Böylesi hadiselerin olmasını önlemenin tek yolu var bu da bu tür suçların gerçekten ağır bir şekilde cezalandırılmasıdır. Ağırdan kastım idam cezasının yeniden yürürlüğe girmesi ve uygulanması, diğer cezaların da işlenen suçla orantılı olmasıdır. Verilen cezanın caydırma fonksiyonu ile birlikte mağdur tarafın tatmin olması ile ıslah edici olması özellikleri de bulunmalıdır. Ceza hukukunda dediklerimi sağlayacak köklü değişiklikler yapılmadığı sürece böylesi haberleri okumaya devam edeceğiz hem de suçlular muhtemelen daha önceki suçlarından dolayı doğru düzgün bir ceza almamış kimseler olacak. Aynı kişiler “nasıl olsa cezası az” içgüdüsüyle aynı suçları işleyecekler, ıslah olmadan, korkmadan çıkıp aynı suçları işleyecekler.

Genel olarak durum böyle. Mersin’deki hadise özelinde ise, bu canavarların ciddi manada cezalandırılmaları gerekiyor ki yalnız başına bir kızın saçının teline bile zarar vermeye cesaret edemesin hiçbir cani. Ciddi manada cezalandırılmaları gerekiyor ki yalnız başına bir genç kız okulundan evine gitmekten korkmasın. Devlet, caniler linç edilmesin diye onları koruyor ya doğal olarak, aynı şekilde ceza vermeli ki bizler de korunmuş olalım. Bu tür bir vahşeti işleyebilecek tıynetteki yaratıklardan ümidi keserek oksijenimizi tüketmelerine müsaade etmemeli ki bizim de içimiz rahat olsun.