Siyasetin gölgesi güzel bir gölgedir. O gölgeye ilk sığındığınız zaman, iklimin dağdağalı sıcağından, bir serinlik okşamaya başlar bedeninizi, haz dolu bir ürpertiyle ürperirsiniz. Sonra, aynı sıcak varlığını sürdürür, aynı sıkıntıyı farklı bir şekilde çekmeye devam edersiniz. Gölge aslında umduğunuz ya da ilk gördüğünüz andaki gibi serin değilmiş. Soğuk havalarda soğuk, sıcak havalarda da sıcakmış. Fark ettiğiniz zaman kalkamayacak kadar yerleşmişsinizdir o gölgeye.

Siyasetin gölgesi bir süre sonra mücadelenin orta yeri olur. Herkesin bir kızıl elması vardır ve o elmanın peşinden koşuyorlardır. Kızıl elmanın bir görüneni vardır bir de söyleneni. Siyasetle uğraşma sebebi sorulduğu zaman hemen hamasi nutuklar atılmaya başlanır. Amaç milletin menfaatidir tabiî ki. O yola çıkmış olan her birey sözlerine bakıldığı zaman birer kahramandan başka bir şey değildir. Canlarını koymuşlardır ortaya ki tüyü bitmemiş yetimin yüzü gülsün, insanlar hizmet görsün, vatan gül bahçesine dönüşsün. Gözleriniz dolar o kızıl elmanın ne kadar ulvi, ne kadar kutsal bir amaç olduğunu fark ettiğiniz zaman. O insanları o kızıl elmaya yönelten saik genellikle Allah rızası olur bir de. Ahiretin kazanılmasına da vesiledir aynı zamanda. Breh breh breh.

Söylenen siyaset kızıl elmasının yanında bir de gerçek olanı vardır. Çok sevdiğim bir İngilizce tabir vardır hukukta: “Inner will.” Türkçe ifadesini tam olarak bulamıyorum. İnsanın içinde olan, asıl isteği manasına geliyor. Asıl istekleri ortaya dökselerdi eğer bambaşka bir film izleyecektik. Asıl istek diğerlerinde muazzam saygı uyandıran o kartvizite sahip olmaktır. O kartvizitle birlikte kartvizitin eklerine de sahip olmaktır. Para, şöhret, mevkii ve akla gelebilecek bedene ve ruha haz veren her şey. Tevazu silinir gider o zaman. Nefis putlaştırılır. Allah rızası için hareket ettiğini söyleyen o kimse hâlâ Allah rızası için hareket ettiğini, insanların iyiliğini düşündüğünü filan söylüyordur fakat tavırları hiç de öyle değildir. Konuşmasının dışında bunlar için yaptığı bir şey de kalmamıştır. Siyaset yürüyüşünün sonu böyle ilginç bir bölgedir işte.

İşin tuhaflığı, zihnin ön kabullenmelerini bir kenara atıp hadiseye bakıldığı zaman anlaşılacaktır zaten. Öğrendiklerinden sıyrılıp bakabilirsen kimsenin, başka birisinin menfaati için kendini uzun boylu paralamayacağını görürsün. Kendi içinde başka bir isteği vardır muhakkak. Seni idare etmeye talip olanın bu kadar sorumluluğu bu kadar hırsla istemesi mantıklı değildir. İstemenin bir geleneğinin oluşmuş olması senin âleminde hadiseyi alışıldık yapsa da mantıklı değildir ve alışkanlıkların sana mantıklı düşünmeyi unutturmuştur. İçinde başka bir pazarlığı olmadan bu pazara giren zarar eder.

Siyasetin gölgesi, sevmediğim bir gölgedir, o yüzden en basit şekliyle de olsa o gölgeye bulaşmamaya, etrafında dolaşmamaya gayret ederim. Sonunda kazanılmayacak bir oyuna niye girsin ki insan ya da kazanç olarak algılananların aslında zarar olduğu bir ticaret neden adım atılsın ki?