Moğol istilası, Türk ve İslam tarihleri için bir dönüm noktasıdır. Haritanın en beyaz noktasına kan düşmüştür. Dışarıya karşı hemen her zaman muzaffer olan ve fakat kendi iç mücadeleleri bitmek bilmeyen İslam dünyası 13. Yüzyılın ortalarında bu defa dışarıdan gelen bir düşmanla karşılaşacaktır. İslam dünyasının 11 Eylül’ü de diyebiliriz bu duruma.

Moğolların saldırıları, genelde kendi iç mücadeleleri ile yaşamaya alışmış olan İslam coğrafyası için tüyler ürpertici bir hadiseydi. Moğolların savaş anlayışları “yaşayanları öldür” şeklindeydi. Gittikleri yerlerde taş üzerinde taş, omuz üzerinde baş bırakmıyorlardı. Sivas şehrini bir saldırılarında tamamen yakıp, beşikte olanlar dâhil tüm erkekleri katledip tüm kadınları esir etmişlerdi. Kayseri de aynı akıbete uğramıştı ve bir niceleri daha. Buhara’dan, Semerkant’tan daha önce bahsetmiştim. Bağdat’ta yaptıkları ise tam anlamıyla vahşetti. O zamanların İslam başkenti olan Bağdat aynı zamanda bir ilim merkeziydi de. Bağdat katliamı neticesinde halife dâhil herkes öldürülmüş, yüzyıllardır inşa edilmiş bir medeniyet tamamen yakılıp yok edilmişti. Dicle Nehri’nin günlerce kan aktığı rivayet edilir. Bazı rivayetlere göre de nehrin yüzeyinden günlerce kitap sayfaları akıp gitmiştir. Okuma yazma alışkanlığı olmayan Moğollar, kütüphaneler dolusu ilmi eseri büyü kitabı zannettiler belki de.

Neticede Moğol istilası, İslam dünyasını korku ile tanıştırmıştır. O zamanın nüfusu düşünüldüğünde Hitler’in yaptığı katliamın bile basit kalacağı bir katliamdan bahsediyoruz. Din-i Mübin yok olma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. O güne kadarki hemen tüm birikim yok olmuştu. Bu zamandan sonra İslam âlimlerinin daha tedirgin olduğunu görürüz. Daha içe kapanık, daha savunmacı, daha korumacı olurlar. Belki de yok olma tehlikesine karşı o güne kadar yapılan ilmi çalışmaların yeterli olduğunu düşünmüşlerdir. İslam dünyasında ilmi olarak zirvenin 13. Yüzyıl olduğunu ve bundan sonra gerilemenin başladığını iddia edersem bu düşünceme muhalefet edenler çok olur ama benim fikrim böyle.

Dünkü yazımda Celaleddin Harezmşah’ın etkin olduğu yılların 1220-1230 arası olduğundan bahsetmiştim. Moğolların Anadolu’ya girme tarihi de 1236 olarak geçiyor. Bu da demektir ki Celaleddin’in yokluğunda açılan koridor Moğolların geçişi için kolaylık sağlamış.

Celaleddin Harezmşah’ın etkin olduğu o süre İslam dünyasının kavimler göçüdür de diyebiliriz. Orta Asya’daki birçok Türk boyunun Anadolu’ya doğru hareketi Celaleddin vasıtasıyla olmuştur. Moğolların yakıp yıktığı Harezm, Afganistan, Horasan civarlarındaki Türkler Celaleddin’le birlikte batıya doğru göç etmişlerdir.

Bu göç dalgasına kapılan boylardan birisi de Osmanlı Devleti’ni kuran Kayı boyudur.

Yarın da Kayılardan bahsedelim inşallah.