Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Kayı boyunun Anadolu’ya girişi Celaleddin Harezmşah vasıtasıyla olmuştur. Celaleddin’in kendine yurt arama ve Moğollara karşı durma çabaları sırasında birçok Türk boyu çeşitli zamanlarda Celaleddin’e katılmış ve bu vesileyle göç etmişlerdir. Germiyanoğulları beyliğinin kurucusu olan Germiyan Türkleri, Saruhan, Menteşe beyliklerini kuran Türk boyları ve daha birçokları bu vesileyle Anadolu’ya gelmiş ve çeşitli yerlere yerleşmişlerdir. Kayı boyu da bunlardan biridir.

Yeri gelmişken söyleyeyim; Mardin ve Hasankeyf’te hüküm sürmüş olan Artuklular da Kayı boyundandır fakat Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin bunların arasından çıkmış olduğuna dair bir kayıt yoktur.

Ertuğrul Gazi tahmini olarak 1188 yılında doğmuştur. Bu hesapla Anadolu’ya kırklı yaşlarında gelmiş olduğunu söyleyebiliriz. Göçebe oldukları için Anadolu’nun değişik yerlerinde yaşamıştır Ertuğrul Gazi’nin mensubu olduğu Kayılar. Ertuğrul Gazi’nin babasının ismi Gündüz Alp’tir. Çocuklarından birine de bu ismi koymuştur. Dedesinin isminin Gök Alp olduğuna dair rivayetler olduğu gibi Oğuz Alp olduğuna dair de rivayetler vardır. Şimdi siz soracaksınız, Süleyman Şah kimdir diye. Süleyman Şah ve Fırat Nehri’nde boğulma hadisesinin rivayetleri biraz zayıftır. Muhtemeldir ki Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan sonra tarihçiler Osmanlı sülalesi ile selefi olan Selçuklu sülalesi arasında bir yakınlık kurmak için Selçukluların ataları olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın ismini kullanmışlar. O zamanlar bir haneden soyu ile bir diğeri arasında akrabalık bağı kurmaya çalışmak moda idi. Örnek vermek gerekirse Timur’un soyunu Cengiz’e dayandıran birçok tarihçi vardır ki aslında böyle bir bağ yoktur. Benzeri örnekler çoktur.

Ertuğrul Gazi ve obası bir ara Erzurum-Pasinler civarında yerleşirler. Aile içi bir anlaşmazlık neticesinde Ertuğrul Gazi ve kardeşi Dündar kendilerine bağlı olan 400 çadır ile diğerlerinden ayrılırlar. Bundan sonra başlarına şu meşhur hadise gelir ki hepimiz aşinayızdır. Kayılar bir yerde savaşa tutuşmuş iki ordu görüler. İki taraftan zayıf olana yardım ederler ki bu zayıf olan taraf Selçuklulardır. Kayıların yardımıyla savaşı kazanan Selçuklu Sultanı Ertuğrul Gazi’yi taltif eder, mükâfatlandırır.

Bu savaş hakkında iki türlü rivayet vardır. Birincisi Selçuklularla Moğollar arasında vuku bulan bir savaş olduğudur. O yıllarda Moğolların yavaş yavaş Anadolu’ya girmekte olduklarını biliyoruz ki bu ihtimal kulağa mantıklı geliyor. İkincisi ise Selçuklularla Bizans arasındaki bir savaş olduğuna dairdir ki bu daha mantıklıdır. O zamanın töresine göre bir komutan bir yöreyi fethettiği zaman bu yöre kendisine dirlik olarak verilirdi. Ertuğrul Gazi’nin de Bizans’la yapılan bir savaşta Selçuklu sultanına yardım ettiği ve savaşın sonrasında Söğüt’ü fethettiği ve burasının kendine dirlik olarak verildiğini de varsayabiliriz.

Sonuç olarak Selçuklu Sultanı, Ertuğrul Gazi’yi tanımış ve muhtemeldir ki bir müddet maiyetinde de bulundurmuştur. Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in Osman Gazi’nin oğullarından birine dirlik olarak Adıyaman-Kâhta civarlarını verdiği ve uzun yıllar sonra Yıldırım Bayezid’in buraları fethetmesi sırasında buradaki amcazadelerinin Bayezid’in yanına gelip akrabalıklarını anlattıklarından da bahsedilir ki bu da çok kuvvetli bir rivayet değildir.

Evet dostlar. Birkaç gündür sözü uzatıyorum fakat Ertuğrul Gazi’yi tanıyabilmemiz için o zamanın Anadolu’sunu, Moğolları ve Celaleddin Harezmşah’ı da anlamamız gerekiyordu. Sonunda Ertuğrul Gazi Söğüt’e gelip yerleşir. Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri burada atılacaktır…