Kadına şiddet hedef saptırmak için kullanılıyor. Dünyanın bu döneminde esas şiddeti gören erkeklerdir. Şiddetten anlayacağınız illa ki fiziki saldırı olmasın. İlla ki adamın ağzının burnunun kırılması değildir şiddet. Bir babanın evladının istediği küçük bir şeyi dahi alamıyor olması şiddettir. O adamı hastanelik edinceye kadar dövseniz yaraları bir şekilde iyileşir fakat manevi olarak çektiği ızdırabın geri dönüşü olmaz.

Asgari ücretle ev geçindirmeye çalışanlar var. Bu devirde bin lira parayla ev geçindirmek ne demek, yaşamayan bilemez. Aynı parayla hem barınma, hem yeme içme, hem ısınma, hem ulaşım giderlerini karşılamak gibi bir cenderenin içinde olan erkekler için “şiddet” kavramını kullanabiliriz. Bu durum şiddeti de aşmış, işkence halini almıştır.

Aynı asgari ücretle evlenmek isteyenleri düşünün. Bin liraya yaşamaya mı çalışsın evlenmeye mi? Bin liraya razı olacak kız bulmak da ayrı bir problem. Zamane kızlarının istekleri bitmediği gibi olmazsa olmazları var. En güzel gelinlik, en güzel düğün, en masraflı eşyaları istiyor ki bahsettiğim asgari ücretle bunları almak mümkün değil. Bunları elde etmek için hem çalışıp bir miktar para biriktireceksiniz ki bu da evlilik yaşının ilerlemesi anlamına geliyor hem de bankaların eline düşeceksiniz bu da gençliğinizi ipotek altına alınması anlamı taşıyor. Ev satın alma zarureti de ayrı bir film. Ondan hiç bahsetmeyeyim.

Asgari ücreti bulamayan, sağlık güvencesi olmayan insanlar var. Kışın bastırmasıyla odun-kömür derdine düşenler var. Çocuğunun geleceğini güvence altına almak için çalışanları boş verin; çocuğunun bugünkü yiyeceğini bulmak için çaba gösterenler var. O çocuğun hasta olması durumunda başını önüne eğip kara kara düşünen adamın çektiği şiddet değil de nedir?

Medya, kadına şiddet diyerek hedef saptırıyor. Bu ülkede ev geçindirme zorunluluğu geleneksel olarak erkeğin sorumluluğu olduğu gibi reelde de evi geçindiren erkektir. Kadınların son yıllarda çalışma oranları arttıysa da ev sorumluluğu yüzde doksanın üzerinde erkeklerin üzerinde. Gelirin adil dağıtılmadığı, kapitalist sistemin en vahşi şekilde hükümran olduğu bir dönemde yuva kurmaya çalışan bir adam her gün dayak yemeyle eş değer bir sıkıntının içinde. Yuvasını kurmuş, çocuk sahibi olmuş ve dar gelirli olan bir adamın her gün çektiği sıkıntı ise dayağı aşmış, işkence haline gelmiştir. Bu ülkede şiddet varsa en fazlasına maruz kalanlar erkeklerdir.