Sabah bindiğim otobüsün şoförü, otobüse binmek isteyip de binemeyen yolculara yer açmak için ayağa kakıp otobüsün ortalarındaki boşlukların doldurulmasını istemek için arkaya döndü. Bilmeyerek de olsa tek cümlede Türk siyasi hayatının özetini çıkardı: “Bir yere tutunan daha da bırakmıyor.” Dua et ki otobüsten inerken bırakıyorlar diye geçirdim içimden. Yoksa bizim kültürümüzde bırakmak diye bir şey yok. Kazanılan her mevziiye tutkalla yapışacağız neredeyse.

Türk siyasi tarihinde bir makam işgal edenlerin o makamdan kendi istekleriyle ayrılmalarına ender rast gelinir. Makamlar, ömür boyu oturmak içindir. Hadisenin girizgâhında demokrasi var fakat bürokraside ya da siyasette demokrasiyle değil koltuk aşkıyla devam ediyor her şey.

Siyasetin seçimleri oluyor. Her aday vatan aşkıyla, hizmet ümidiyle ortaya çıkıp en iyi hizmeti kendisinin yapacağı iddiasını sürüyor öne. Bir Allah kulu da çıkıp demiyor ki ‘Siz kimi kandırıyorsunuz?’ Birincisi: kim birisine hizmet etmek için bu kadar kendini paralar ki? İkincisi: hadi, o makam olmadan da hizmet et de göreyim seni. Üçüncüsü: hizmet edemedin, hadi bırak… Yok efendim, neden bıraksın ki, hizmet ediyor paşa.

-Edemiyorsun.

-Yok siz bilmiyorsunuz, ben hizmet ediyorum.

-Edemiyorsun.

-Ettiğimi söylüyorlar.

-Edemiyorsun, onlar senin çevreni saran yalaka, yağdanlık güruhu, sen hizmet etmiyorsun, zarardan başka bir şey vermiyorsun millete.

-Yok, bırakmam.

Bu şekilde gelmiş, bu şekilde devam ediyor. Oturduğu koltuğa yapışanlar yüzünden daha iyi hizmet alamıyor insanlar. Bunun vebalini de beraberlerinde götürüyorlar fakat koltuğa oturma sonrası bünyelerine sızmaya başlayan kibir duygusu insanı sinsice saran bir zehir gibi sarıp sarmalıyor koltuk sahibini. Bu saatten sonrası Eflatun Cem Güney’in masallarındaki gibi gelişiyor. Zehre alışan vatandaş artık geri dönüşü olmayan bir yola giriyor. Zehrin ‘ben neymişim de şimdiye kadar haberim yokmuş’ şeklinde başlayan etkileri ‘bu insanlar ne kadar da zavallı, karınca kolonilerine benziyor’ diye devam ediyor. Bütün hayat bir tane koltukla anlam bulmaya başladıysa artık o insanı o koltuktan kaldıramazsın. Zehirlenmiş olduğu için kendi de kalkmaz. Her şey mubah olur ardından o koltuğu savunmak için. Belediye otobüsünün şoförü de şaşkınlıkla sorar niye bir yeri tutan daha bırakmamak istiyor diye. Yapısal bir şey bu, tutmadan anlayamazsın.