Bankaların ya da televizyon şirketinin ya da cebinizdeki parayı almaya uğraşan benzeri bir şirketin telefonunuzu araması an meselesi. “İyi günler, ben Dalavere Bank müşteri hizmetlerinden Dilek (yüzde doksan bayandır), Abdullah Beyle mi görüşüyorum?” Nasıl cevap verilir ki bu soruya. Bu soru hileli aslında. Doğrudan mevzuya girse ‘ilgilenmiyorum’ deyip konuşmayı daha başından bitirme ihtimaliniz var. Fakat isminizle size hitap edip sizin de onayınızı aldıktan sonra konuşmayı başlatmış oluyor karşıdaki. İlk cümlede lafı kesip ilgilenmiyorum diyemedikten sonra ikinci cümlede direnciniz biraz daha kırılmış olacak. “Evet, ben Abdullah, buyrun.” Burada artık Abdullah da kusurlu durumuna düşüyor. Bu cep telefonu çıktığından beri bir cep telefonu kullanma kültürü oluşmadı bizde. Her aramayı sanki çok önemli bir şey öğrenecekmişiz gibi açıyoruz. Bu ayrı bir yazı konusu olduğu için uzatmıyorum. Birinci safha çoktan geçildiği, Abdullah’ın da savunma kalkanı düştüğü için ikinci cümle daha rahat geliyor. “Abdullah Bey, müsaitseniz size bankamızın yeni ve en nitelikli kartından bahsetmek istiyorum.” Seni nasıl kırayım Dilekciğim, sen anlat ben neticede dileklerimi bildireceğim zaten. Bu soru da tuzak soru zira bizim kültürümüzde yok ‘müsait değilim’ demek. Abdullah’ın eli kolu dolu da olsa, otomobil kullanıyor da olsa, savaşta dahi olsa müsait değilim deme ihtimali yok. Karşıdaki bayan üstelik. “Müsaidim, buyrun, dinliyorum.”  Bir de bunların ‘değerli vaktinizden bize ayırırsanız’ repliği var ki Abdullah’ı Ağustos güneşi görmüş buz parçası gibi eritir. Hâlbuki o kıymetsiz vakit senin dışında kimse tarafından değerli olarak addedilmemişti Dilek, sen anlat ben dinliyorum. “Konuşmaya başlamadan önce güvenliğiniz açısından görüşmemizin kayıt altına alındığı bilgisini de size sunmak istiyorum.” Aslında Abdullah için en güvenli yok telefonu kapatıp bu durumdan kurtulmak ama eli gitmiyor kapatma düğmesine niyeyse. “Abdullah Bey, yeni çıkan çok özellikli kartımızın en önemli özelliği size kazandıracağı alışveriş puanlarının beşle çarpılması. Siz eğer bir ay içerisinde anlaşmalı mağazalarımızdan beş defa beş yüz liralık alışveriş yaparsanız size beş lira alışveriş puanı hediye ediyoruz.” Abdullah, sen o alışverişi değil bir ayda beş ayda bile yapmıyorsun. Bunların hepsi tuzak. Bunlar kaz gelecek yerden tavuğu değil yumurtayı bile esirgerler. Üstelik zaten cebinde üç tane çok avantajlı kartın var. Buna hiç ihtiyacın yok. Abdullah kardeşimiz karşı tarafın karmakarışık hesabından bir şey anlamadı ama bu karta ihtiyacının olmadığını iyi biliyor. Fakat telefonu bir kere açmış, müspet cevaplarla konuşmayı iki aşama ilerletmiş durumda. Geri nasıl dönecek bilemiyor. “Ya, benim aslında var kredi kartım, şimdi, ee…” Karşıdakinin önünde upuzun bir refüze etme cümleleri ve karşılığında öne sürülecek cevaplar listesi var. “Biliyoruz Abdullah Bey, fakat bu kartımızın şöyle de bir avantajı var, bu kartın üzerine ıslak mendil koyduğunuz zaman bilgisayar klavyenizin tuşlarının arasını çok rahat temizleyebiliyorsunuz.” Abdullah, artık sipariş et kartı da olsun bitsin. Sen reddettikçe taciz dozunu artıracak. Telefonu kapatmayı da ayıp sayıyorsun. Al bari artık ne yapacaksın, çare yok.

Bu konuşma uzar gider. Abdullah, Allah’ın kulu, bu tuzağa düşmese bile düşecek olan daha çok Allah kulu var. Bu konuşmalar her gün oluyorsa ve telefonunuz sürekli bu şekilde aranıyorsa tuzağa düşenlerin sayısının çok fazla olmasıdır sebep.