Akşamları şeker fabrikasının üzerinden yoğun bir duman yükseliyor. Bir de yakınından geçtiğiniz zaman aldığınız o koku var. Çok kimsenin hoşuna gitmiyor bu koku fakat ben seviyorum. Her sene bu mevsimlerde yağmurla birlikte yayılan küspe kokusu belki de uzaktan geldiği için bana hoş geliyordur, bir de içinde olana sormak lazım. Ama yine de bir faaliyetin olduğu hissiyatını yaşattırıyor insana. Birileri tarlasını ekmiş ve ürününü kaldırmış, birileri de bu ürünü işlemden geçiriyor. Bir üretim, bir emek, bir çaba söz konusu.

Malatya için şeker fabrikasının, Tekel’in ve Mensucat’ın yeri başkadır. Şehir, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından itibaren bu fabrikaların üretimi ile ekonomik anlamda canlılığını sürdürdüğü gibi birçok sosyal ilişkinin ve kültürel eğilimin de temelini bu fabrikalar atmıştır. Şimdi ne yazık ki bu fabrikaların iki tanesi yer ile yeksan oldu, bir tanesi varlığını özelleşene kadar sürdürecek o da kim bilir kaç sene.

İktisadi işletmelerin maddi olduğu kadar manevi tarafları da vardır. İsmi iktisadi olsa dahi tam olarak iktisadi diyemeyiz bu yüzden. Şimdi oturup eski bir Sümerbank ya da Tekel çalışanıyla konuşsanız size neler anlatır. Binlerce insanın bir arada olduğu ve çalıştığı bir kurumun elbette kendine ait bir kültürü oluşmuştur yıllar içerisinde. Bu işletmelerin özelleştirilmelerinin en temel sebebi sayılan zarar etmeleri ise bir rakamdan ibarettir. Bir fabrika çalışanı evine ekmeğini o fabrika vesilesi ile götürüyorsa, çoluğunun çocuğunun rızkını o emeği sayesinde kazanıyorsa, o çocuklar bu vesileyle eğitimlerini tamamlayıp memlekete mühendis, doktor, bilim adamı oluyorlarsa siz bu fabrikanın zarar ettiğini iddia edebilir misiniz? Zarar sayılan o rakamlar aslında yatırım niteliğindedir ve gelecekte misliyle kâra dönüşecektir.

Şimdi bakın, Tekel fabrikasının yerinde resmen yeller esiyor. O yere bir alışveriş alanı inşa etmeyi düşünüyorlarmış. Daha düne kadar çalışmanın, üretimin olduğu bu yer bundan sonra tüketim amaçlı kullanılacak. Üretmeden tüketmeye heveslendirilen tüm topluma örnek olurcasına. Sümerbank’ın yeri zaten alışveriş merkezi oldu bile. Allahtan bir bölümü park yapıldı da kısmen de olsa işe yarar bir alana dönüştü.

Şeker fabrikası çalışmaya devam ediyor. Özelleştirme atakları birkaç kez daha yoklar, sonunda orası da satılır. Büyük inşaat alanları çıkmış olur sermaye sahipleri için, sonra alışveriş merkezleri, sadaka kabilinden yeşil alanlar. Şimdilik çalışıyor ama. Şimdilik her sonbahar, yakınını bilmem ama uzaktan bana hoş gelen o kokuyu alacak, bir yerlerde çiftçinin pancar ektiğini, hasat ettiğini ve işlendiğini bileceğim.

Akşamları şeker fabrikasının üzerinden yoğun bir duman yükseliyor. Bir de yakınından geçtiğiniz zaman aldığınız o koku var. Çok kimsenin hoşuna gitmiyor bu koku fakat ben seviyorum. Her sene bu mevsimlerde yağmurla birlikte yayılan küspe kokusu belki de uzaktan geldiği için bana hoş geliyordur, bir de içinde olana sormak lazım. Ama yine de bir faaliyetin olduğu hissiyatını yaşattırıyor insana. Birileri tarlasını ekmiş ve ürününü kaldırmış, birileri de bu ürünü işlemden geçiriyor. Bir üretim, bir emek, bir çaba söz konusu.

Malatya için şeker fabrikasının, Tekel’in ve Mensucat’ın yeri başkadır. Şehir, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından itibaren bu fabrikaların üretimi ile ekonomik anlamda canlılığını sürdürdüğü gibi birçok sosyal ilişkinin ve kültürel eğilimin de temelini bu fabrikalar atmıştır. Şimdi ne yazık ki bu fabrikaların iki tanesi yer ile yeksan oldu, bir tanesi varlığını özelleşene kadar sürdürecek o da kim bilir kaç sene.

İktisadi işletmelerin maddi olduğu kadar manevi tarafları da vardır. İsmi iktisadi olsa dahi tam olarak iktisadi diyemeyiz bu yüzden. Şimdi oturup eski bir Sümerbank ya da Tekel çalışanıyla konuşsanız size neler anlatır. Binlerce insanın bir arada olduğu ve çalıştığı bir kurumun elbette kendine ait bir kültürü oluşmuştur yıllar içerisinde. Bu işletmelerin özelleştirilmelerinin en temel sebebi sayılan zarar etmeleri ise bir rakamdan ibarettir. Bir fabrika çalışanı evine ekmeğini o fabrika vesilesi ile götürüyorsa, çoluğunun çocuğunun rızkını o emeği sayesinde kazanıyorsa, o çocuklar bu vesileyle eğitimlerini tamamlayıp memlekete mühendis, doktor, bilim adamı oluyorlarsa siz bu fabrikanın zarar ettiğini iddia edebilir misiniz? Zarar sayılan o rakamlar aslında yatırım niteliğindedir ve gelecekte misliyle kâra dönüşecektir.

Şimdi bakın, Tekel fabrikasının yerinde resmen yeller esiyor. O yere bir alışveriş alanı inşa etmeyi düşünüyorlarmış. Daha düne kadar çalışmanın, üretimin olduğu bu yer bundan sonra tüketim amaçlı kullanılacak. Üretmeden tüketmeye heveslendirilen tüm topluma örnek olurcasına. Sümerbank’ın yeri zaten alışveriş merkezi oldu bile. Allahtan bir bölümü park yapıldı da kısmen de olsa işe yarar bir alana dönüştü.

Şeker fabrikası çalışmaya devam ediyor. Özelleştirme atakları birkaç kez daha yoklar, sonunda orası da satılır. Büyük inşaat alanları çıkmış olur sermaye sahipleri için, sonra alışveriş merkezleri, sadaka kabilinden yeşil alanlar. Şimdilik çalışıyor ama. Şimdilik her sonbahar, yakınını bilmem ama uzaktan bana hoş gelen o kokuyu alacak, bir yerlerde çiftçinin pancar ektiğini, hasat ettiğini ve işlendiğini bileceğim.