Çölün ortasında bir vaha gibi kalabilirdin sen. Bırakmazlar ki. Şehrin ortasında iki katlı bir ev. İçinde yaşanmışlıklar, bahçesinde oturmuşluklar. İlkel sayılabilecek bir süs havuzu. İki servi birkaç tane çiçek bir tane sarmaşık. İnsani olan bu aslında. Topraktan uzaklaştıkça insan insanilikten uzaklaşıyor. Toprağı bıraktıkça Allah’ı unutuyor. Zaman o eski binaları yerle bir eden iş makinesine benziyor. Zaman insanların daha insanca düşündükleri dönemleri yıkıp yerine beton yığınları konduruyor. Yoksa binanın ne önemi var?

En son ne zaman yağmurda ıslandın? İliklerine kadar ama. Eve gidip atletini çıkarıp suyunu sıktığın son günü hatırlıyor musun? Islanmak insanidir, kirlenmek insanidir, çamura, toza, toprağa bulanmak insanidir. Toprağın her zerresinde kendinden bir parça bulmak insanidir. Gökyüzüne bakarak sonsuzluğu hissetmeye çalışmak, o sonsuzluğun bir parçası olduğunu düşünmek insanidir. Hemen ardından Ey Kadim, Ey Baki, Ey Sani diyerek titreyip kendine gelmek insanidir. Kibir ise bunların hepsinin zıddıdır. Yağmurdan kaçmak varlığının özünden kaçmaktır. Toprağı betonlaştırıp muhkem yapılar inşa eden insan kendi gerçeğinden ne kadar uzaklaşabileceğini düşünüyor?

Sonra nostaljik binalar inşa ediyor insanlar. O binalar, içinde yaşamış olan o insanlar olmadan taş yığınından başka ne ki? Kuş evi var mı yaptığınız o binalarda? Kuş evi yapmak, kuşlar için bir barınak yapmayı düşünmek eski insanlara has bir insaniyet örneği. Sizin inşa ettiğiniz binaların cesedi var ama ruhu geçmişte kaldı. “Kurdun kuşun hakkı var oğul” diyerek bir yerlere tas içinde su bırakmak, ekmek kırıntısı bırakmak bugünün insanlarından hangisinin aklına gelir ki? Önemli olan o binanın yaşaması değil, o binayla birlikte o ruhun da geçmesi bu nesillere. Aksi halde tüm eski binalar yıkılsın, geçmiş zamana ait tüm materyal yansın kül olsun. Kimin umurunda?

Anadolu’nun değişik yerlerinde görmüşümdür. Yol geçen yerde bir ağaca, bir mezara rastlanmış da ağaç yolun ortasında kalmış. Bugünün işgüzar insanlarına göre olmayan bir davranış. O ağacı kesersen ne olacak ki? O mezarı başka bir yere nakletsen… Önemli olan bu inceliği gösterebilmek. Önemli olan bu inceliğin bugünlere taşınması. O iki katlı evin bahçesinde bir tane adam oturmuş düşünüyordu. Kendinden sonraki nesilleri düşünüyordu. Atacağı bir yanlış adım, atmayacağı bir doğru adım neleri değiştirecekti kim bilir? İsterdi ki çocukları, torunları doğru insanlar olsunlar. Allah’ı tanısınlar bilsinler. Haktan, hakikatten ayrılmasınlar.

Yaşatılması gereken bir şeyler var. O binalar yıkılmasın. O binalarda yaşamış olan insanların istekleri yok olmasın. Bu nezaket gösterilsin ki neslimiz de bize bu nezaketi göstersinler gelecekte. Bizim “Aman boş ver, ne olacak ki?” cümlesini her kullanışımız manevi bir tuğla koparacak kurmak istediğimiz binadan. Bu dem böyle sürüp gitmeyecek. Kubbede bıraktıkları hoş sadâyı miras aldıklarımıza vefa borcumuzdur hoş bir sadâ bırakmak.