Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Hazinemiz Ailemiz

Uzun zamandır milletimizin içine düşmüş olduğu bazı acayip durumları izliyor, hayret ediyorum. Tarihi boyunca kendine has kuralları olan ve bu kuralları sürdürme noktasındaki ciddiyetiyle dünyaya örnek olan bir millet nasıl oldu da bu hale geldi? Töre denildiği zaman akla gelen güzel hasletler nasıl oldu da sadece vahşi cinayetlerin adı oldu? Şeref, namus, haysiyet gibi kavramlar nasıl oldu da paranın karşısında saydamlaştı? Makam, mevki hırsı nasıl her yolsuzluğu kafalarda normalleştirdi? Anneler-babalar ne zaman isminden başka hiçbir yerinde huzur bulunmayan yurtlara yerleştirildi? Evlatlar ne zaman asi oldu? Tevazu ne zaman kayboldu? İlahi olmayan aşklar ne zaman uğruna her şeyden geçilemeye değer oldu? Güzel görünmek ne zaman bu kadar mühim oldu? Aynalarla ne zaman bu kadar haşır neşir olduk? Ne zamandır komşumuzun aç ya da tok olduğunu sormuyoruz? Akraba ziyaretini ne zaman terk ettik?

Bütün bu soruların değişik cevapları olabilir ama öze baktığımız zaman ailenin değiştiğini ve diğer tüm kötüye gidişlerin ailedeki bu değişimin bir neticesi olduğunu görürüz. Türk aile yapısının temelinin sarsılması; gelenekten, görenekten, örften, adetten kopmamıza ve bugünlere gelmemize sebep oldu. Saygı duyulan, otoriter ve adaletli bir baba; müşfik, sıcakkanlı, özverili bir anne; itaatkâr, disiplinli, saygılı çocuklar; baş tacı edilen, saygı duyulan, bilgeliğinden faydalanılan dede ve ninelerin çağı gerilerde kaldı. Bugünün dünyası insanların öne çıkan rollerini annelikten, babalıktan, evlatlıktan alıp patronluğa, zenginliğe, güzelliğe veriyor. Daha önce aile içinde tüketilmesine önem verilen sevgi, sıcaklık, muhabbet şimdi artık toplum içinde, arkadaş ortamında, sosyal medyada tüketiliyor. Televizyonun ve internetin girdiği evlerde iletişim asgariye indirgenmiş durumda. Birbirlerine yabancı eşlerin yetiştirdiği kültürüne yabancı çocuklarımız var artık. Çocuk belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra artık manevi değerlere değil maddi değerlere sarılıyor. Babalar para ve refah kazanmak uğruna, kanaat nedir bilmeyen aileleri için 7/24 çalışıyor; anneler güzel görünmek, güzel yaşamak uğruna annelik vazifesini bakıcılardan televizyona kadar geniş bir yelpazedeki elemanlara bırakmış, evlatlar küçüklükten itibaren televizyon terbiyesine bırakılmış, büyüdükten sonra da sevgili peşinde; dede ve ninelerse “personae non gratae” istenmeyen insanlar olmuşlar, hiçbir yere sığmıyorlar.

Şehrin değişik yerlerindeki panolarda aile temalı sloganlar görünce şaşırdım, sevindim, duygulandım. Kent Konseyi memleketin en önemli sorununu gündeme taşımıştı. Ne kadar ilgi görecek, kaç insana ulaşabilecek, kaç kişinin başını önüne eğip düşünmesine sebep olacak, kaç baba televizyonun düğmesini kapatacak, kaç anne süslenmeyi bırakıp evladına sarılacak, kaç genç bir akşamını olsun
anne-babasıyla geçirecek bu vesileyle bilmiyorum. Bu girişimin varlığı bile benim açımdan yarınlar için bir ümit oldu. Düşünenden, planlayandan, faaliyette bulunandan Allah razı olsun.

Her zaman söylüyorum, Malatya Belediyesi’nin en iyi çalışan birimi “Kent Konseyi”dir diye. İnsanı şaşırtan, düşünmeye sevk eden ve aynı zamanda değer gördüğünü düşündüren bir fikir duyarsanız bu şehirde; yüzde doksan ihtimalle “Kent Konseyi” ürünüdür. Bu fikir bir okuma kampanyası olabilir, engellilerle ilgili bir girişim olabilir, Malatya kent takvimi olabilir, özümüzü unutmamamız için hazırlanmış bir dergi olabilir… Tüm bunlar için başta Ali Yıldırım olmak üzere tüm konsey çalışanlarına teşekkür ederim.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın