Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Deniz Feneri

Virginia Woolf’un Deniz Feneri, TRT radyosunda sesli olarak yayınlanan kitaplar gibi başlıyor. Deniz kenarında bir ev, evde yaşayan karı-koca ve çocuklarla birlikte misafirler. Kamera bir bir bu evde bulunan insanların zihinlerinde dolaşıyor. Yazarı bu kitapta Lily Biscout temsil ediyor anladığım kadarıyla. Bir miktar da Mrs. Ramsay.

“Güneş ışığından derinlere kadar uzanan aralıkta, yarı yolda karanlıklar içinde, belki de acı ve kara bir gözyaşı toplandı; bir gözyaşı damladı; sular bir o yana, bir bu yana dalgalandı, bu damlayı yuttu ve duruldu. Hiç kimse bu derece üzgün görünmemiştir.”

“Gerçekten de bir dağ tepesinden aşağı, çağların sonsuz bozkırlarına şöyle bir bakarsanız, bu iki bin yılın ne değeri olurdu ki? Ayakkabınızın ucuyla vurup fırlattığınız taş parçası bile Shakespeare’den çok yaşayacak.”

Yazarın feminist tarafı da kitabın içinde yer yer ortaya çıkıyor: “ona kalırsa her zaman için kuş beyinlileri, tezler yazan zeki erkeklere yeğ tutardı.”

Sevgi acımasız, hayat anlamsız Woolf için. Kendisi söylemiyor olsa da kitabın kahramanlarının hepsinin kafasından geçenler aynı soruyu su yüzüne çıkarıyor: Hayatın anlamı ne?

“İşte bu kadarcıktı, basit bir soru. İnsan yaşlandıkça zihnini büsbütün uğraştıran bir soru. Göklerden beklenen o yüce açıklama belki de hiç gelmiyordu. Onun yerine ufak tefek günlük tansıklar, aydınlatmalar, umulmadık bir anda karanlıkta çakılan kibritler vardı; işte onlardan biri de buydu. Bu da, şu da, öteki de; kendisi de, Charles Tansley de, çatlayan şu dalga da; Mrs. Ramsay’in bunları birbiriyle birleştirip kaynaştırması; Mrs. Ramsay’in, ‘Yaşam, kıpırdama burada dur’ deyişi; Mrs. Ramsay’in içinde bulunduğu anı kalıcı yapması (nasıl ki Lily de, başka bir alanda o anı kalıcı yapmaya çalışıyordu) işte bu, Tanrısal açıklama gibi bir şeydi.”

Görünmez bir mikrofon sürekli farklı bir kişinin zihninden geçenleri aktarıyor okuyucuya. En başta Lily ve Mrs. Ramsay ardından da Mr. Ramsay geliyor. Çocuklar Andrew, Rose, Jaspar, Prue, James, Cam… misafirler Rayley, Bankes, Tansley….

“Mr. Carmichael her zamanki gibi o dumanlı dalgın yeşil gözlerini kaldırıp sevecenlikle bakacaktı. Ama insan başkalarını ancak, onlara ne söyleyeceğini biliyorsa uyandırırdı. Kendisine tek bir şeyi değil, her şeyi söylemek istiyordu. Düşünceyi dağıtan parçalayan küçük sözcükler hiçbir şey anlatamazlardı.”

Kitap iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısımla ikinci kısım arasındaki fark on senelik bir zaman. On sene sonra insanların duygu ve hallerindeki değişiklikler, çocukların büyümesi, yaşam ve ölüm biraz da ev kişileştirilerek anlatılıyor. Bu on sene zarfında ev de yavaş yavaş yaşlanıyor.

“Perdeler bir içeri bir dışarı şişiyordu; orada her şey gelişip büyüyordu; sonra tüm o tabaklar, bardaklar, durmadan dalgalanan uzun saplı kırmızı, sarı çiçekler üzerine, gece olunca, asma yaprağına benzer incecik bir tül çekiliyordu.”

248 sayfalık bu eser İletişim Yayınları’ndan çıkmış. Çeviren Naciye Akseki Öncül.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın