Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Diz Çökmeyen Adam – Ramazan Keskin Hoca

Şevket Başıbüyük’ün, Ramazan Keskin Hoca ile ilgili eserini Malatya Kitap Fuarı’nda edinmiştim. Okumak bugüneymiş. Ramazan Keskin, Malatya’da yetişmiş değerli ilim adamlarından biri. Ne yazık ki yazılı bir eseri olmadığı için hakkında bildiklerimiz halk arasında dolaşan efsaneler gibi. Ramazan Hoca şöyle demiş, Ramazan Hoca’nın böyle bir tespiti olmuş… gibi. Benim bu ismi duymam ’96 senesine tekabül eder. Henüz lise birinci sınıf talebesiydim ve heyecanın bol-meşgalenin az olduğu 90’ların Malatya’sında bu isim benim için çok çekici olmuştu. Bir gün cesaretimi toparlayıp Akpınar’daki Medine Mescidi’nin bulunduğu iş hanına gidip mescidin kütüphanesinde oturan amcaya Hoca’yı sordum. “Birazdan gelir” cevabıyla beklemeye başladım. Hakikaten hoca bir süre sonra geldi, bana bir çay ısmarladı, biraz sohbet ettik. O zamanların gergin ortamından mıdır yoksa benim yeni yetmeliğimin mahcupluğundan mıdır bilmem umduğum iletişimi kuramadım hocayla. Uzun yıllar sonra yeniden tanıştık Hoca’yla. İnşallah ilk fırsatta ziyaretine gidip, yazılı eser vermesi için kendine gelen taleplere bir tane daha ekleyeceğim.

Şevket Başıbüyük, günlük tarzında yazdığı bu biyografik eserle benim gıpta damarıma dokunmuş. Lisedeyken benim yaşadığım tanışma hikayesinin bir benzerini yaşamış ve irtibatı koparmamış ardından. Kitaptan aktaracağım anekdotlar şöyle:

  • Yazar’ın daha ilk sayfalarda bahsettiği aslanlı çeşme beni duygulandırdı zira bu çeşmeyi benim büyük dedem yaptırmış, soyadımın da bu çeşmeyle bir ilintisi var ama ayrıntıları bilmiyorum. 
  • Başıbüyük, Hoca’nın ilk hutbesini dinlerken kağıttan okumadığını, irticalen hutbe verdiğini fark edip şaşırıyor.
  • 28 Şubat sürecinde 8 yıllık kesintisiz eğitime karşı çıktığı için Ramazan Hoca tutuklanmış.
  • Hoca’nın ikinci tutuklanması, başörtüsü gösterileri sonrasında oluyor. Birkaç kız öğrencinin gösteri yaptıkları için tutuklanmasına Hoca tepki gösteriyor. http://youtu.be/IXG2tqy2jXQ hoca hadisenin aranan adamı oluyor bunun üzerine. Bu hadiseler sırasında ben de Malatya’da idim. Cuma namazı kıldığımız caminin önünde polisler bekliyordu. Bir Cuma namazı sonrası halk toplanmaya başladı. Hakim bir yerden olayları izledim. Su sıkmalar, tutuklamalar vs. O gün küçüktüm, olup bitenleri net olarak algılayamıyordum. Bugünse böylesi bir bilincin artık var olmadığını esefle görüyorum. Kitabın ileriki bölümlerinde sırf bayram namazını Medine Mesidi’nde kılmak için karda kışta köyden minibüsle yola düşen, minibüs kara saplanınca da koşarak mescide gelen insanlardan bahsediliyor. Şimdi mümkün mü acaba?
  • Başörtüsü olayları sırasında tutuklananlar ağır işkenceler görüyorlar ve olmadık itirafların altını imzalamak zorunda kalıyorlar. Zekeriya Şengöz ve Fahri Memur adlı iki vatandaş halen tutuklu bulunuyor.
  • Ramazan Keskin Hoca da bu hadiselerde tutuklanmış ve işkence görmüş. Diz kapağında halen bu işkencenin izi varmış. Hoca kışkırtma suçuyla tutuklanıyor fakat ne o zaman ne de şimdi şiddeti tasvip etmiyor. Müslümanların kalem ve kelamla mücadele etmeleri gerektiğin savunuyor.

Kitabın 28 Şubat sürecini anlatan bölümlerinden sonra yazar 2005 sonu, 2006 başı arasında tuttuğu günlüğünden Ramazan Hoca’nın fikirleri ve yaşayışı ile ilgili bilgiler veriyor. Başıbüyük, Hoca’nın konuşmalarını not almış. Keşke ses kaydı alsaymış diye geçirdim içimden.

  • Tarikatla ilgili: Bu beş özellik hangi tarikatta varsa o tarikata tabi olanlar şirk işliyorlardır ve şirk içindedirler. Bir, ölüm anında şeyhin kurtarıcı olmasına inanmak; iki, ahirette şeyhin şefaat edeceğine inanmak; üç, evde kişinin ne yaptığından şeyhin haberdar olduğuna inanmak; dört, kalbimizden geçenlerden şeyhinin haberdar olacağına inanmak; beş, şeyhin kendisine fayda ve zarar vereceğine inanmak.
  • Parayla ilgili: Bir kedinin bile dönüp bakmadığı kağıt parçası.
  • Suçla ilgili: Bataklıklar kurutulmuyor sonra da nereden çıktı bu sinekler diyorlar. Önce suçun kaynakları yok edilmelidir ki suç ortadan kalkabilsin.
  • Zemzem: Zemzem suyu niye onca yoldan buralara taşınıyor? Peygamber hiç Mekke’den Medine’ye su götürmüş mü?
  • Lüks: Şimdi insanlar yaşamlarını sürdürmek için değil, daha lüks yaşamak için çalışıyorlar.
  • Şehir hayatı: Şehirde yaşayan insanlar ilim tahsil etmiyorlarsa köye gidip inek besleseler daha hayırlı olur. İmkanlardan faydalanmayacaksan imkanın anlamı ne?
  • Huda yekke peygamber hakka. Allah bir, peygamber hak.
  • Cami: Bugünkü cami cemaati cemaat değil, kuru kalabalık. Kuru kalabalıkla bir yere varılmaz.

“Gözlerim bantlı, sorgu hücrelerinde sorgulanırken bana şu ilginç soru sorulmuştu:
– Bu insanlar neden seni seviyor?
– Ben insanlara yardım ettiğim için beni seviyorlar.
– O kadar serveti nereden buluyorsun?
– Hayır, ben onlara para vermiyorum.
– Yaaa.. Nasıl yardım ediyorsun o halde?
– Nasıl mı?
– Evet, para vermeden nasıl yardım ediyorsun?
– Düğünleri olduğu zaman düğünlerine gidip beraber gülüyoruz. Taziyeleri olduğu zaman, taziyelerine katılıp beraber ağlıyoruz.
– Hepsi bu mu?
– Yoo, dahası da var.
– Dahası nedir?
– Dahası benimle konuşmaya geldikleri zaman kendilerini dinliyorum.
– Hepsi bu mu?
– Hepsi bu! Daha ne olsun, beraber gülüp beraber ağlıyoruz ya!”

Şevket Başıbüyük’ün 192 sayfalık bu eseri Beyan Yayınları’ndan çıkmış.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın