Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Mukteza

Geçen yazımda insanımızın değerlerini nasıl berhava ettiklerinden yakınmıştım. Şimdi de bu berhava oluşun önüne geçmek için neler yapılması gerektiğinden bahsetmek istiyorum. Konunun önemine binaen başlığı “mukteza” olarak seçtim. Gerekliliklerle ilgili vurguyu artırmak istiyorum.

Bir devletin birkaç cihetten bir binaya benzetilebileceğini düşünürüm. Devletler de binalar gibi bazı temellerin üzerine oturur ve o temelin sağlamlığına göre de yükselirler. Ara sıra eskiyen kısımları yenilemek, gözden geçirmek, restore etmek gerekebilir. Bu temeli oluşturan en önemli unsurlar bina için demir ve çimentoysa devlet için de adalet ve eğitimdir. Bir vakitler dünya çapında bir imparatorluk kurmuş olan atalarımız adalet sisteminin ve eğitim sisteminin sağlamlığı sayesinde bu yerlerine ulaşmış, bu sistemler zayıflamaya başladığında ise çökmüştür. Bugün ülkemizin adalet sisteminde birçok aksaklığın varlığı gerek hukukçular, gerek halk, gerekse idareciler tarafından kabul edilmektedir. Ben bu yazımda adaletten ziyade eğitimden bahsetmek istiyorum.

Ülkemizde verilen eğitimin aynısını bir papağana verseniz rahatlıkla eğitimini tamamlar diye bir mübalağa ile söze başlamak istiyorum zira eğitim sistemimizin insan yetiştirmek gibi bir amacı ne yazık ki mevcut değil. Çok kişiden duymuşumdur, ders başarısızlığını temel eksikliğine bağlıyor. Aslında demek istediği küçük yaşta verilen ezberlerini iyi yapamamış olduğudur. Disiplinli bir eğitim sisteminin esas amacı çocuğa matematik, hayat bilgisi, parçacık fiziği öğretmekten çok o çocuğu bir insan, bir birey, bir vatandaş ve toplumun bir üyesi olarak yetiştirebilmek olmalıdır. Trigonometrinin yarım açı formüllerini bilmeden de hayatını çok rahat idame ettirebilir insan. Türev, integral, mol kanunu ya da Newton yasaları pratik hayatta yüzde doksan dokuz hiçbir işe yaramaz. Doğruluğun temel bir erdem olduğunu, insanların hiçbir şart altında doğruluktan taviz vermemesi gerektiğini taze dimağlara çok iyi işleyememişseniz, büyüdüğünde ciltlerce bilgiyi ezberlermiş olsa da bir işe yaramaz. Çalışmanın önemini yeterince iyi kavratamıyorsanız, okul çocuk için bir angaryaya dönüşmüşse, okul harici zamanlarda öğrenci eğitimini televizyon ve internetten alıyorsa o nesli kaybetmeniz kaçınılmazdır. Süslü, pırıltılı hayatların varlığını bu vasıtalarla öğrenen çocuk çalışmanın değil de tembelliğin peşinden koşturacaktır hayatı boyunca.

Okulda verilmesi gereken en temel ders hep matematik olarak görülür. Matematiğin iyiyse başarılı, kötüyse başarısızsındır. Son yıllarda bir de İngilizce eklendi bütün bunlara. Ezberci eğitim sisteminin mahsulü olan gençlerimiz matematik ve İngilizce alanında yeterince iyi değillerse başarısız kabul ediliyorlar. Üniversite eğitimi almamış olmak da büyük bir başarısızlık sebebi. Bir insan bir meslek sahibiyse, elektrikçi, sucu, tornacı, tamirci ya da benzeri bir alanda kendini yetiştirmişse, bileğinin kuvvetiyle para kazanıyorsa bir mühendisten, doktordan, avukattan daha az kıymetli değildir. Ezberci eğitim sisteminin değerler eğitimi gibi bir modülü olmadığı için bu sistemin ürünleri de değerlerden soyutlanmış olarak mezun oluyorlar. Her türlü kötülüğün kaynağı olan cahillik böylelikle eğitim seviyesine bakmaksızın toplumsallaşmış oluyor. Neticede insanların değerleri ile bağları ya çok zayıf ya da tamamen kopmuş oluyor, bireyler kendilerine güven duygusundan yoksun oluyorlar, her türlü huzursuzluğa sebebiyet verecek suçlar için uygun bir ortam oluşmuş oluyor.

Devleti binaya benzetmiştik başta. Binaların eskimesi gibi devletler de eskirler. Yüzlerce yıldır dimdik ayakta olan binalar gibi Türkiye’mizin de yüzlerce yıl ayakta kalabilmesi için başta eğitim ve daha sonra bahsedeceğim adalet sistemlerini gözden geçirip yenilememiz, dışarıdan ithal edilmiş değil de bizim için daha uygun olacak, bizi yansıtacak yerli bir eğitim ve adalet sistemini adapte etmemiz yarınlar için kaçınılmaz bir gerekliliğimizdir.

(*) Mukteza : Gerekli (TDK sözlüğü)

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın