Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Candide

Voltaire 18. yüzyıl filozofu. Rasyonalist olarak bilinmekle birlikte iyimserlikten bahseden ve “nedensiz hiçbir sonuç yoktur. Her şey zorunlu olarak birbiriyle bağlıdır ve her şey en iyi şekilde yaratılmıştır” diyen Leibniz’in fikirleriyle dalga geçmek için yazmış bu kitabını. Kitabın her satırında dalga geçiyor bu düşünceyle desem yeridir. Her şey iyiyse dünya neden bu kadar kötülükle dolu diyor Voltaire değişik kılıklara girerek. Esas kahramanımız Candide ise Leibniz’in fikirlerini kabul eden saf bir insanı temsil ediyor. Candide Latince saf, temiz anlamına gelen bir kelime. Kitabın kahramanı da adı gibi dünyadan habersiz, saf mı saf bir delikanlı. Cennet gibi bir malikanede yaşarken bir günahı sonucu cennetten kovulan Adem aleyhisselam gibi malikaneden kovuluyor, kulağında hocası olan filozofun sözleriyle. “Çünkü her şey iyidir“.

Fakat her şey Candide’nin umduğu kadar iyi değildir. Bir kere insanlar birbirlerini katledip durmaktadırlar. “İnsanlar da doğayı biraz bozmuş olmalılar. Çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. Tanrı onlara ne yirmi dörtlük top, ne de süngü verdi. Oysa onlar, birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar” Çeşitli insanların canavarlıklarından kendisi de nasibini alır. Savaşlara, katliamlara, suçsuz insanların canlı canlı ateşte yakılmalarına şahit olur. 18. yüzyılda olmayan şeyler değil bunlar. “Coimbre Üniversitesi, büyük bir törenle birkaç kişinin hafif ateşte yakılmasında, yersarsıntısına engel olacak kesin bir deva bulunduğuna karar vermişti. Bu nedenle, vaftiz anasıyla evlendiğine kanaat getirilen bir Biscayalı ile piliç yerken yağını çıkaran iki Portekizliyi yakaladılar” Yine de ümidini kırmaz hiç, her zaman her şeyin en iyisi olduğu inancını korumaya devam eder. Fakat kendi kendine sormadan da edemez: “Mümkün olan dünyaların en iyisi burası ise ötekiler kim bilir nasıldır?

Yazar ara sıra din eleştirisi de yapıyor. Muhammed’in emrettiği beş vakit namazda kusur edilmeyen bölgelerde insan öldürmek, köle tacirliği olağan işler. Hıristiyan papazların hepsi ya sahtekar ya eşcinsel ya da başka bir falsoya sahip. Din eleştirisinin yanında kölelik eleştirisi de mevcut. “Bununla birlikte anam beni Guyana kıyılarında on Patagon akçesine satarken bana: “Sevgili oğlum, demişti; tanrılarımızı kutsa, onlara her zaman tap; onlar da seni mutlu yaşatırlar. Beyaz efendilerimizin esiri olmak şerefini kazanıyorsun; bunu yapmakla da ananın, babanın mutluluğunu sağlıyorsun” Her türlü tapınma faaliyeti Voltaire’e göre kötülüğü temsil ediyor.

 “Belki yüz kez kendimi öldürmek istedim. Ama yaşamı hâlâ seviyordum. Bu gülünç zayıflığımız belki en vazgeçilmez düşkünlüklerimizden biridir. Çünkü her zaman yere çalmak istediğimiz bir yükü, sürekli taşımaya çalışmaktan, varlığımızdan dehşete düştüğümüz halde, ona bağlanmaktan, kısacası bizi kemiren yılanı kalbimizi yiyinceye kadar okşamaktan daha budalaca bir şey olur mu?”

Candide seyahatinin bir bölümünde dağların arkasında saklı kalmış bir İnka kenti bulur. Mutlu insanların yaşadığı bu kent filozofun ideal ve imkansız dünyasıdır. “Nasıl? Sizin ders veren, tartışan, yöneten, kavga eden ve kendi düşüncelerinde olmayan kimseleri yaktıran papazlarınız yok mu?” Yaşlı adam: ”Bütün bunları yapmamız için deli olmamız gerekir,” dedi. “Burada hepimiz aynı düşüncedeyiz, sizin papazlarla ne kastettiğinizi anlamıyoruz.” Candide, adalet sarayı ile parlamentoyu görmek istedi; kendisine böyle şeyler olmadığını, kimsenin kimseyi dava etmediğini söylediler. Cezaevi olup olmadığını sordu; hayır dediler. Onu en çok şaşırtan ve en çok sevindiren şey, içinde, baştan aşağı matematik ve fizik aletleriyle dolu iki bin ayak uzunluğunda bir galeri bulunan bilgiler sarayı oldu.” İdeal dünya içinde papazın, yargıcın, cezaevinin, parlamentonun olmadığı bir yer. Bilim var, bilgi var, papaz yok. Ne güzel bir dünya değil mi? Fakat insan açgözlüdür. Adaleti ve eşitliği isteyeceğine üstün olmayı ister. Herkesin birbiri ile aynı olduğu bir toplumdansa birilerine galebe çalabileceği, üstün olamasa bile üstün olma ihtimalinin varlığını ister. Candide de açgözlü olduğu için bu cenneti terk ederek kötülüğün kol gezdiği reel dünyaya gider. Halen her şeyin en iyi olduğu, dünyanın daha da güzel bir dünyanın yansıması olduğu fikirlerinden kurtulamamıştır.

Kitapta üç temel karakter var. Candide okuyucuyu temsil ediyor olabilir. Her an bir fikirden etkilenebilecek iyi insan. Saf dünyalı. “Cacambo: “İyimserlik de neymiş”? diye sordu. Candide “Heyhat!” dedi; “iyimserlik, insanın kötü bir durumdayken her şeyin iyi olduğunu ileri sürmek çılgınlığına tutulmasıdır.” Martin ise Voltaire’in ta kendisi: “Candide: “İnsanların bugünkü gibi her zaman birbirlerini öldürmüş olduklarını, her zaman onların böyle yalancı, hilekâr, hain, nankör, haydut, zayıf, vefasız, alçak, kıskanç, obur, sarhoş, hasis, hırslı, katil, dedikoducu, serseri, tutucu, iki yüzlü ve budala olduklarını mı sanıyorsunuz?” diye sordu. Martin: “Atmacaların her zaman güvercin bulsalar yiyeceklerine inanır mısınız?” dedi. Candide: “Elbette!” diye yanıtladı. Martin: “O halde, madem ki, atmacalar hiç huylarını değiştirmemişler, niçin insanların huy değiştirmesini istiyorsunuz?” dedi.” Pangloss ise filozof Leibniz’i temsil ediyor: “Derviş: “Çeneni tutmalısın,” dedi. Pangloss: “Sizinle biraz, nedenlerle sonuçlar hakkında, olası dünyaların en iyisi, kötülüğün kaynağı, ruhun niteliği ve sonsuz uyum hakkında tartışabileceğim diye seviniyordum,” dedi. Derviş, bu sözler üzerine kapıyı suratlarına kapadı

Bu arada doğru yolu ya da mutluluğun yolunu Candide’e bir Türk gösteriyor. Hikaye İstanbul’da sonlanıyor. “Candide, Türk’e: “Çok geniş, çok bereketli bir toprağınız olmalı,” dedi. Türk: “Yalnızca yirmi dönümlük bir yerim var,” diye yanıtladı; burasını çocuklarımla birlikte eker biçerim; bu iş, üç büyük kötülük olan can sıkıntısını, ahlaksızlığı ve yoksulluğu bizden uzak tutar.” Candide çiftliğine dönerken, Türk’ün söyledikleri insanoğlu cennet bahçesine konulduğu zaman, oraya ‘ut operatur eum’  yani onu işlesinler diye konuldu; bu da insanın, dinlenmek için yaratılmadığını gösterir.” Martin: ” Fazla düşünmeden çalışalım; bu, hayatı dayanılır kılan tek çaredir,” dedi. Bu güzel öneriyi hepsi kabul etti.”

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın