Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Arsız

Teknoloji ilerledikçe hayat daha da hızlanıyor. Bir güne sığdırmamız gereken çok iş, bir yılda gerçekleştirmemiz gereken çok proje, bir ömürde öğrenmemiz gereken çok bilgi var. Eskiden kitapların elle yazıldığı ve bu kadar yaygın olmadığı zamanlarda insan bir şeyler öğrenmek için çaba göstermeliydi. İlim tahsil edenlerin imkânsızlıklarını düşünsenize. Matbaa yok, kitap az, kâğıt az, kalem az. Bugün biz kafamıza takılan herhangi bir meseleyi google nam modern zaman âlimine sorarak kör-topal çözüyoruz. O gün ilim öğrenmek belirli bir çabayı gerektiriyordu. Sabır en temel şartıydı öğrenmenin. Öğrenilen şey de öğrenirken yaşanan zorlukların fazlalığı nispetinde kıymetli oluyordu. Bugün internete girip iki üç çevrimiçi gazeteyi okuyan ülkesi hakkında her şeyi öğrendiğini zannediyor, bir mesele hakkında iki tane internet sitesinden kaynağı meçhul bilgileri öğrenen âlim olduğunu zannediyor. Öğrenmenin kolaylığına nispetle de çabuk unutuluyor bu popüler ilim. Hız her zaman iyi bir şey değilmiş demek ki.

Acelemiz var fakat sabrımız yok. Her şey bir anda olsun istiyoruz fakat sabır gösteremiyoruz. Bir an önce zengin olmak istediğimiz için şans oyunları kuyrukları her geçen gün uzuyor, soygunculuk, hırsızlık artıyor, namuslu insanlar bile daha az çalışarak daha fazla para kazanacakları işlerin peşine düşüyorlar. Beden işçisi diye tabir edebileceğimiz vasıfsız çalışan artık karaborsa. Herkes sabrederek edinilebilecek vasıflara sabretmediği halde sahip olduğu yanılgısıyla masa başında oturarak yapacağı işlerin peşine düşüyor. Bahsedilen masanın başında oturanlar ise mesailerini feysbuk, tivitter, yutub gibi zaman öldürücü yerlerde tüketip gönül rahatlığıyla ekmek götürüyorlar evlerine.

Hızlı yaşam rekabeti getiriyor beraberinde. Ast, üst olmaya uğraşıyor, memur amir olmaya, işçi patron olmaya, köylü şehirli olmaya, şehirli büyük şehirli olmaya, büyük şehirli yurt dışına gitmeye. Birer idealimiz var ve en az kuvvetle en hızlı bir şekilde o ideale ulaşmak derdindeyiz. Konuşmalarımız bile ölçülse, yüz sene öncesinin insanının konuşmasına göre daha hızlı olduğu ortaya çıkacak. Karşıdakini dinleyip özümsemeye sabrımız olmadığı gibi bizim de yavaş anlatmaya sabrımız yok.

Tabiattan uzaklaşmanın da bu hızlanmada etkisinin olduğunu düşünüyorum. Kırsal bir alanda, gece yıldızların altında, gündüz dünyanın sonundaymış gibi görünen ufuk çizgisine bakarken insan Allah’a daha fazla iman ediyor, kendini O’na daha yakın hissediyor. Şehirlerde, kalabalığın ortasındaysa Allah sanki (hâşâ) bize ulaşamayacakmış gibi arsızlaşıyoruz. Utanma duygumuzu kaybediyoruz. Teknoloji arsızı, hızlı yaşama arsızı, büyük şehir arsızı, sevgi arsızı, bilgi arsızı, ekran arsızı… oluyoruz. Uçsuz bucaksız dünyanın orta yerinde bir noktayken utanmadan büyüklük iddiasında bulunuyoruz. Bu sürat bize güçlü olduğumuz, bilgili olduğumuz, büyük olduğumuz duygusunu aşıladıkça aslında küçülüyor, cahilleşiyor, zayıflıyoruz.

Bu süratin ve insanlardan eksilttikleriyle birlikte arsızlaştırmasının en kötü yönü de çocukların her yeni nesilde daha süratli bir dünyaya gözlerini açıyor olmaları. Kendi kendilerine kalmış olsalar bile ailelerinin baskılarıyla sürat müptelası oluyorlar ve kaçınılmaz bir şekilde arsızlaşıyorlar. Daha kötüsü, hıza alışmış anne-babaların çocukların makine olmadığını algılayamayıp, hızla büyümelerini istemeleri. Çabuk öğren, çabuk büyü, çabuk algıla, rekabete gir, kazan, öne geç… Sabretmeyi değil de sabırsızlığı telkin ettiğimiz çocuklarımız bir de bizim sabırsızlığımız yüzünden işittikleri azarlarla, yedikleri dayaklarla arsızlaşıyorlar. Sonra da yeni nesil niye böyle diye kuma gömdüğümüz kafamızı kurcalayıp duruyoruz.

Sürat iyi bir şey değil. Aşırı sürat ya kaza getirir ya da insanı arsız eder. Atalarımızın “çok söyleme arsız olur” sözünün bir değişik versiyonunu “çok hızlanma arsız olursun” şeklinde de literatüre sokabiliriz. Daha sabırlı, bir söylemeden iki düşünen, bir yapmadan üç düşünen insanların dünyası daha yaşanılır, daha imanlı, daha erdemli ve daha bilgili olacaktır.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.