Çelo

Köy romanı deyince aklıma Fakir Baykurt ve Talip Apaydın gelirdi. Şimdi listeye Abbas Sayar’ı da ekledim. Abbas Sayar aslen yozgatlı. Maddi olanaksızlıktan dolayı tamamlayamadığı bir eğitim macerasından sonra Yozgat’a dönmüş ve hayatını burada gazeteceilik yaparak sürdürmüş. Kırsal kesimden gelen yazar eserinde köy hayatını, köydeki insanların sosyal durumlarını, konuşma şekillerini kendi tecrübelerinden de faydalanarak çok gerçekçi bir şekilde anlatmış. Kitaptaki Nail Bey’in yazarın kendisi olduğunu düşünüyorum. Esas kahramanımız Çelebi yani Çelo ise Necip Fazıl’ın “Bir idamlık Ali vardı asıldı” mısrasındaki Ali, Nazım Hikmet’in “Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri /yedibuçuğu doldurup çıktı” mısralarındaki Osman ve birçok yazar ve şairin hapishane hayatlarında rastlayıp eserlerinde bahsettikleri halk tipi, köylü tipi insanların bir örneği. Abbas Sayar kesinlikle rastlamıştır Çelo’ya hayatının bir aşamasında diye düşünüyorum. Aslında çok farklı olmayan bir kişiliği olan Çelo’yu dikkat çekici kılan hayat serüveninin anne babasının ölümü üzerine rutinin dışına çıkması; kendisini bir hak arama mücadelesinin ortasında bulması. Hayatı normal seyrinde devam etseydi Çelo’da diğer köylülerden farklı olmayacaktı.

Çelo öksüz ve yetim. Amca elinde zulüm altında büyüyor. Kitap Çelo’nun şahsında ve etrafında köylünün ve köy yaşamının sorunlarından bahsediyor. Köyün birinci sorunu tabi ki cahillik. Kasabaya gitmiş, bir süre oranın havasını teneffüs etmiş insanlar daha kültürlü, bilgili kabul ediliyor. Kitap 1972’de yayınlandığına göre hadiselerin 60’lı yıllarda geçtiğini varsayıyorum. Yazar cahilliğin bir diğer örneği olarak da köy enstitülerine çocuklarının gitmesinin köylülerin zorlarına gitmesini gösteriyor. Köydeki imam kötülüğü temsil eden muhtar, Eser Çavuş ve diğerlerinin tarafında üstelik hastaları duayla iyileştirmeye çalışan bir üfürükçü. Halk zengin ve fakir olarak tabakalaşmış. Yoksul olan hayat boyu yoksul oluyor. Miras yüzünden toprağın küçülmesi ve bu küçülmenin önüne geçmek için yapılan haksızlıklar var. Çelo da haksızlığa uğrayanlardan birisi. Aziz Nesin’in İpsizlerin Memedi, Barış Manço’nun Mehmet’i gibi. Öksüz ve yetim olmasına rağmen kollanıp gözetileceğine sırf malının üzerine yatmak için zulmediyorlar Çelo’ya. Çelo çareyi kaçmakta buluyor. Öksüz ve yetim büyüdüğü için karakter zaafiyetleri de var Çelo’nun. Kötülüğe meyli var, bir süper kahraman değil.

Kitapta kadınların kırsal kesimdeki yerlerine de değiniliyor. Kadın tüm ilkel toplumlarda görüldüğü gibi, bir eşya, bir mal gibi görülüyor. İneği ölen kadının sevinmesi dikkat çekici, bu elim hadiseden dolayı kendine geçmiş olsuna gelinmesi kadını sevindiriyor, hayatımda ilk defa babam öldüğünde adam yerine konmuştum şimdi de inek öldüğünde beni adam yerine koyuyorlar diyor. Kadınlar genelde dayak, küfür, kölellik üçgeninde yaşıyorlar ve kendilerini çocuklarına adayarak kocalarından görmedikleri sevgiyi belki çocuklarından görmek ümidi ile tüm şefkatlerini çocuklarına yönlendiriyorlar.

Hikaye biraz Romeo-Juliet havasında trajik bir şekilde devam ederken sonuna doğru biraz saadet rüzgarı esmeye başlıyor fakat neticede realist bir roman olduğu için romantizme fazla bulaşmadan neticeye ulaşıyor. Abbas Sayarın 250 sayfa civarındaki bu romanı e yayınlarından çıkmış. Şimdiki baskılarını Ötüken yapıyor.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaş
Paylaş
Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: