Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Çiğ

Dünyada adil dağıtıldığından kimsenin şüphe etmediği tek şey sağduyudur der Descartes, kimse şüphe etmez zira herkes kendi payına düşenden memnundur. Dünya vatandaşlarının en kritik problemi her şeyin en iyisini biliyor oldukları gerçeğidir. Caddeye çıkın ve rastgele birini durdurup sorun. Dünya büyük bir ihtimalle onun çevresinde dönüyordur. Bunu size tam bu kelimelerle ifade edemeyebilir ama sözlerinden bunu anlayabilirsiniz.

Âlim bilmediğini bilen, cahil ise bilmediğini bilmeyendir demişler. Alim ile cahil arasındaki tek fark kendilerine olan bakış açısıdır. Öğrenci kelimesinin yerine daha çok talebeyi kullanırız. Talebe talep eden kimsedir. Bir insan bir konuda bilgi eksikliği olduğunu düşünmüyorsa bunu talep de etmez. Talep eden talep ettiği bilginin öğreticisi karşısında pasif bir rol oynar. Öğrenci ise bir şeyleri öğrenme faaliyeti içerisinde olduğu için daha aktiftir. İngilizcede student kelimesi kullanılır. Çalışan anlamına gelir ki bu da aktif bir rol yükler öğrenecek olan kimseye. Bizim kültürümüz öğrenenin değil de öğretenin aktif olmasını öngörür. Talebe talepte bulunur, bu talebinin arkasından da başını öne eğer ve dinlemesini, öğrenmesini bilir.

Doğu kültürü ile batı kültürü arasındaki en temel fark doğunun kültürünü tevazu temeline oturtması, batınınsa rekabet temeline oturtmasıdır. Rekabet kültürü bilgisizliği de çok fazla kabul etmeyeceği için öğrenme şımarıklıkla, küstahlıkla başlar. Talep etmeyi değil karşısındakini reddetmeyi öngörür. Mütevazi değil rekabetçidir. Ne kadar az biliyorsa bilsin kendini üstün görmek, başkalarının karşısında üstün olmak sevdasındadır. Talebe ile öğrenci ya da student arasındaki fark da budur.

Descartes’ın iddiasının aksine Yunus Emre çiğ olduğunu söyler. Her şeyi bilen insanların yeni bir şey öğrenmesine ihtimal yoktur. İlim taleple başlar, ilmi talep eden “talebe” olur. İnsan bilmiyorum, olmamışım, çiğim dediği zaman olgunluk yolunda ilk adımını atmış olur. Yunus Emre ne güzel söylemiş:

“Taptuğun tapusunda;

kul olduk kapusunda;

Yunus evvel çiğ idik;

piştik Elhamdülillah.”

Herkesin her şeyi biliyor olduğu bu evrende adaletin gerçekleşmesi, toplumun huzur ve refah içinde olması için insanların bildiklerinden vazgeçip yeni şeyler öğrenmek için, olgunlaşmak için düşünce şekillerini değiştirmeleri gerekir. Taptuk gibi hocaların, Yunus gibi çiğ olduğunu benimsemiş talebelerin oluşturacağı bir toplum için bildiklerimizi bir kenara bırakıp çiğ olduğumuz kabullenmemiz gerekiyor.

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.