Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Beğendirebilmek

Beğendirmek interaktif bir davranış. Ben insanın varlığı anlayamamasına yoruyorum bu davranışı. Varlık her yönüyle anlaşılabilmekten uzak bir kavram. Ben varım diye bir kaç kere tekrarlayın aynaya bakarak. Var oluşunuzla ilgili kanaatiniz yavaş yavaş eriyip gidecektir. Ya da kendinizi gündelik işlerinize kaptırmışken bir anlığına durup “ne yapıyorum ben” diye kendi kendinize sorun. Neticede bir anlamsızlığın orta yerinde olduğunuzu fark edeceksiniz. Çünkü varlık anlamsız bir şey. İlkçağdan daha öncesinden beri insanlar hayata anlam vermek için çabalamışlardır. Sözlüklerden Google’a kadar arayın, tatmin edici bir cevaba henüz ulaşılabilmiş değil. Dolayısıyla hadiseyi kavrayamamak normal. İnancın bu noktada insanlara büyük bir desteği var. Kavrayamadığımız bu varlık bir mutlak Var’ın eseri ve bizim kapasitemizi ancak bizden murad ettiğini anlayabileceğimiz kadar yapmıştır diyoruz ve bu türlü sorulardan inancımız oranında kurtuluyoruz. İşte beğendirebilme davranışı da bana göre bu inancın seviyesinin bir tezahürü. İnsan Yaratıcı inancına ne kadar bağlıysa varlık o derece anlam kazanıyor. Yaratanın karşısındaki varlık diğer insanların karşısındaki varlık çabasını anlamsız kılıyor. İnsanların inançlarının bir ölçüye tabi tutulabilme ihtimali olsaydı inanç miktarındaki acınacak hal ortaya çıkardı anında. İnsanları anlayabilmek mümkün değil. Bir anda gözlerini bilmediğin bir yerde açıyorsun. Çocukluk, gençlik derken yetişkin bir insan haline geliyorsun ve bu nereden geldiğini bilmediğin yere bir anda adapte oluveriyorsun. Varlığının sebebini sorgulamıyorsun. Sorgulamayan insan için inançtan bahsedebilmek zor. İnanıyorum diyene sormak isterim: Hangi sorgunun sonunda vardın bu kanıya? Cevap alabileceğimi düşünmüyorum. Haliyle zaaf başkalarının varlığı ile kapatılmak isteniyor. Başkaları varsa ben de varım diyor insanoğlu. Bu şekilde tatmin olduğunu fark edince de başkalarına kendini gösterme davranışını sürdürüyor ömür boyu. Birilerine kendini beğendirmeyi onlara karşı üstünlük kurarak yapmaya çalışıyor ya da kendi varlığını yine kendine ispat edebilmek için başkalarının normalde yapmadığı davranışları onları rahatsız etme bahasına da olsa yapıyor. Sosyal hayatımızda sık sık rastladığımız ve saygısızlık olarak adlandırdığımız davranışları buna örnek olarak verebiliriz. Yolda yürürken sizi bir davranışıyla taciz eden insanlar, arabalarının içinde size son ses arabesk dinletenler, toplumsal, geleneksel, ahlaki ve hukuki kuralları umursamayanlar bu türlü inanç zaafına yakalanmış insan davranışlarına örnek olarak verebiliriz.

Beğendirebilme davranışının temelinde inanç seviyesi yatıyor. İnsanın kısacık hayatını kendini başkalarına beğendirebilmek için geçirmesi israftan başka bir şey değil. Her halükarda bir sona ulaşacak olan hayatımızı başkalarına karşı bir üstünlük ya da farklılık mücadelesi ile geçiriyor olmamızın bize sağlayacağı yegane olumlu etki kısa süreli tatmin duygusundan öteye geçmez. Yaratılma inancı devreye girdiğinde ise hadise boyut değiştiriyor. İnsan bir yaratıcı tarafından var edilmiştir ve kendini beğendirmesi gereken birisi varsa o da Yaratıcısıdır. Bu yaratıcıya kendini beğendirmek ise başkalarına kendini beğendirmekten geçmez. İnsan Allah’a kendini beğendirmek için bütün dünyanın düşmanlığını kazanmayı dahi göze alabilir. Zaten önemli olan da sınırlı hayatın sınırlı insanları değil sonsuz hayatın sonsuz yaratıcısıdır. Bu yüzden bir kul için başkalarına karşı üstün olmaya çalışmaktansa bu türlü bir rekabetten uzak durmak daha hayırlıdır. Başkalarına kendini beğendirebilmeye uğraşmaktansa Allah’ın beğenisi için çalışmak rekabetten, uyumsuzluktan, çıkıntılıktan değil de uyumdan ve tevazudan geçer.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.