Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Davranış Bilgisi

Türk eğitim sistemi akacak mecra bulamamış bir nehir gibi. İlkokul eğitiminin beş yıl olduğunu da gördük sekiz yıl oluğunu da. Şimdi dört yıl. Üç tane sınavın ortalamasıyla liseye giriliyor, eskiden bir taneydi. Daha eskiden nasıldı bilmiyorum. Üniversite sınavı ben girdikten sonra kaç defa değişti takip edemedim. Bütün bu değişikliklerin topluma nasıl yansıdığını hesaplamak benim işim değil ama gördüğüm kadarıyla ne bilim ve teknolojide ilerleme hızımız arttı ne de toplumun refahında müspet bir değişiklik meydana geldi. İnşallah geriye gitmiyoruzdur.

Bilimsel anlamda milli bir başarıdan söz etmemiz mümkün değil. Dünyada teknolojik gelişmelerin beşiği olan üniversiteler Türkiye’de olması gereken yerde değiller. Ezberci eğitim sistemi çocukları daha ilkokuldan köreltmeye başlıyor. Çocuklar özden çok şekle dikkat etmeyi öğreniyorlar en temelde. Sistem eleştirerek akıl yürütmeyi öğreteceği yerde yasaklıyor. Bunun neticesi olarak bilim ve teknolojiden anladığımız yüksek maliyetli bir ithalat oluyor. Sosyal bilimlerde de dünya çapında sözü geçecek insanlar yetiştiremiyoruz aynı sebeplerden ötürü. Çoğunluğu kabullenmelere dayalı bilim anlayışımız aslında ilerleyebilecek olan bir toplum için fren vazifesi görüyor. Yol göstericileri olmayan bir toplumun ne halde olduğunu da biliyoruz.

Davranış bilgisinden bahsetmeden önce okullarda verilecek olan ve bazılarımızın bir bayram sevinciyle karşıladıkları din eğitiminden bahsetmek istiyorum. Türkiye gibi İslam’ı savunan onlarca değişik cemaati, tarikatı, mezhebi olan bir ülkede nasıl bir din eğitimi verilecek acaba? Bu dinin temsilcisi kim? Eğitimini verecek olan kim? İslam’ın içine sonradan dâhil edilmiş olan onlarca hurafe ve bidat bu eğitimle çocukların dimağlarına yerleştirilecekse verilmemesi daha iyi olur bence.

İlkokullarda verilmesi gereken en temel eğitim bana göre Davranış Bilgisi’dir. Bunun ne kadar elzem olduğunu anlamak için sokağa çıkıp biraz dolaşmak yeterlidir. Bin yıllık “gençlerin saygısı kalmadı” klişesini kullanmak istemiyorum. İnsanların birbirlerine olan saygısının dönemsel olarak artıp azalabileceğine inanıyorum ve bu dönemlerde gerçekten saygı kelimesinin anlamının unutulduğunu düşünüyorum. Gece uykunuzdan bir asker uğurlaması ya da düğünün kutlamasını yapan insanlar tarafından uyandırılabilirsiniz. Işığın olmadığı bir yerde karşıdan karşıya geçmek için dakikalarca bekleyebilirsiniz. Trafikte gereksiz yere, kısacık mesafeyi yüksek süratle alan bir aracın kurbanı olabilirsiniz. Bunlar toplumsal saldırganlığın, nerede nasıl davranılacağı konusundaki bilgisizliğin basit yansımaları sadece. Ülke genelinde insanların birbirlerine olan tahammülsüzlüğü, saygısızlığı ve kendisine benzemeyenlere karşı tahammülsüzlüğü de hep bu bilgisizliğin, cahilliğin neticesi.

Okullara kapsamlı bir “Davranış Bilgisi” dersinin koyulmasından yanayım. Başkalarına karşı nasıl davranılması gerektiği ve bu gerekliliğin nereden kaynaklandığı insanlara çocuk yaşta öğretilmeli. Bu şekilde bugün kaybolmuş kuşak diyeceğimiz kuşakların yerine empati yapabilen, karşısındakini düşünebilen, başkalarının varlığına ve düşüncesine saygı gösterebilen yeni nesiller yetişebilir ve varlığına çok ihtiyaç duyduğumuz toplumsal barış ortamı kurulabilir.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Comments are closed.