Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Gazneli Devleti Tarihi

Türk Milleti çağlar boyunca varlığını sürdürebilmiş ender milletlerden biridir. Çin, Hint, Arap ve Pers milletleriyle beraber Türk Milletini de zikredebiliriz. Bugün ne Sümerler kalabilmiştir İlkçağdan bugüne ne Hititler ne Germenler. Bütün hepsi zaman içerisinde silinip gitmiştirler. (Yahudi ve Yunan milletlerinin zorlamayla oluştuğunu, diğerlerinin de bir çok akrabalık ilişkisi neticesinde oluştuğunu düşününce bu tezimi haklı buluyorum). Diğer milletlerin varlıklarını sürdürebilmelerinin temel sebepleri nedir bilemiyorum, yazılı kültürün etkinliği, nüfusun kalabalık oluşu vs. olabilir. Bence Türk Milletinin varlığını sürdürmesinin en temel sebebi bağımsızlık inadı. İnatla her mağlubiyetten sonra adeta küllerinden doğan Anka kuşu gibi yeni bir devlet kurmuş, bağımlı olmayı, başkasının tahakkümü altında bulunmayı asla kabul etmemiştir. Bizim her tarih okumamızda sayıp sövdüğümüz ve benim de biraz sonra sayıp söveceğim taht kavgalarının altında yatan temel sebep de aynısı. Başkasının tahakkümünü kabul edememe. Türk milletinin karakterinde olsaymış ram olmak; saltanat mücadelesi diye bir şey de vuku bulmazmış. Saltanat için mücadele etmeyen bağımsızlık için de mücadele etmez. Bu açıdan baktığımız zaman tarih boyunca olagelen saltanat mücadeleleri aslında bizim bugünkü varlığımızın da sebebi olan aynı karakter özelliğinden besleniyorlar. Ne kadar kızarsak kızalım bunu hoş görmek zorundayız. Keşkelerle dizimizi döve döve tarih okumayı bırakmamız gerekiyor belki de. Atalarımızın karakteri böyleydi ve biz bu karakter sayesinde bugünlere kadar kısmen de olsa dilimizi, kültürümüzü yaşatabildik (ırktan bahsetmiyorum); başka dil ve kültürlerin de yaşamasına destek olduk. Bugün dünya üzerinde az da olsa huzurun yaşanabildiği yerler varsa ve olduysa bunun en temel sebeplerinden birisi de Türk Milletinin varlığıdır.

Gazneli Devleti Tarihi’ni okurken çok yerde hayıflandım bu taht kavgaları için ama geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirmek mümkün değil. Hatta geçmişe dönsek ve o kavgaları edenlere sonuçta başlarına gelecekleri anlatsak bile vazgeçeceklerini zannetmiyorum. Bugün devam etmiyor mu taht kavgaları? Sadece ismi değişikliğine uğramış durumda. Günümüz insanı başka şeyler için birbirlerini öldürüyor. İsmi makam olmuş, para olmuş, güç olmuş.

Gazneliler Türk Tarihinin en önemli devletlerinden birisi. Türk-İslam devletlerinin ilklerinden olduğu gibi Hindistan’ı İslamlaştıran da; daha sonraki Türk-İslam devletleri için örnek-model oluşturan da Gazneli Devleti. Türk Tarih Kurumu’nun 1989 yılında bastığı, Prof. Dr. Erdoğan Merçil’in hazırladığı 137 sayfalık Gazneliler Devleti Tarihi’nin benim için ilginç olan yerlerini sizlerle paylaşayım.

  • Gazneliler Devleti’nin      kurucusu Alp Tekin, esasında Samanoğulları Devletinde yüksek rütbeli bir      devlet görevlisi. Fakat yukarıda da dediğim gibi, bağımsızlık inadı uzun      yıllar boyunca rüyalarını süslüyor Alp Tekin’in. Ömrünün son 3 senesinde      de muradına nail oluyor. Samanoğulları’nın zayıf bir zamanında      bağımsızlığını ilan ediyor.
  • Alptekin Nizamülmülk’ün      Siyasetname’sinde de yer buluyor kendine. Ordusundan bir askerin hırsızlık      ettiğini görüp astırması daha sonraki hükümdarlar için de örnek teşkil      ediyor bu şekilde.
  • Esas kuruluş ise uzun      yıllar süren çalkantılardan ve tabi ki taht kavgalarından sonra Sebük      Tegin’in tahta geçmesiyle oluyor. Türklerde saltanatın babadan oğula      geçmediği örnekler de var sık olmasa da. Alp Tekin’in yakın adamları tahta      geçiyorlar sırayla. Fakat bunun yapılabilmesi için kurultay şart. Kaba      kuvvetler kimse tahtta oturamaz. Tarihin ilerleyen zamanlarında; 1052      senesinde bir Gazneli komutanı isyan ederek sultan ve neredeyse tüm      ailesini katlederek tahta oturuyor. Neticede zulümle tahta çıkan bu      komutan iki ay yaşayabiliyor. Öldürülünce yerine Sebük Tekin ailesinden      birisini getiriyor devlet büyükleri.
  • Sebük Tekin iyi bir      hükümdar. Oğlu için de “pend-name” diye bir eser yazıyor. Öğütler kitabı      bir nev’i. “Büyük günah işleme, eğer sen günahkar olursan halkı      ahlaksızlık ve günahkarlığı için cezalandıramazsın. Hiçbir zaman zulmü      uygun görme. Eğer bir kimse makam elde etmek için bir meblağ getirir ve      bunun hazine menfaatine olduğunu söylerse buna asla cevaz verme, çünkü bu      mal onun evinden çıkmış değildir. Eğer kendinin olsaydı bu işi yapmazdı.      Sonra bil ki bunu halktan alacaktır, halk fakir olduğu zaman vilayet harab      olur ve kötü isim senin üstünde servet ise gasıbın elinden kalır. Cömert      ve merhametli olmalısın ve senin affın öfkeden fazla olmalı ki insanlar      sana rağbet etsinler” Bilmiyorum bugünün idarecilerine de bir mesaj      çıkıyor mu?
  • Sultan Mahmud’un      saltanatı dönemi Gazneli Devleti’nin en parlak devri olduğu gibi Türk      Tarihi’nin de en parlak devirlerinden biridir.
  • Gazneli Mahmud Abbasi      Halifesi’ne tabi olduktan sonra İslam dinini Hindistan’da yaymak için her      yıl Hindistan’a sefer düzenlemeyi kendisine farz kılıyor. O dönemler İslam      dini çift kutuplu. Mısır’daki Fatımi halifesi Şiiliği, Bağdat’taki Abbasi      halifesi de Sünniliği temsil ediyor. Sultan Mahmud saltanatı boyunca Sünni      İslam’ı savunduğu gibi batını akımlarla da mücadele ediyor.
  • Sultan Mahmud her      yönüyle örnek bir hükümdar. Savaşı da iyi biliyor siyaseti de. Hayatı      boyunca hiç mağlup olmadığı gibi genelde ordusuyla birlikte savaşıyor. Onu      savaş alanında gören askerlerin de maneviyatı yükseliyor ve daha canla      başla savaşıyorlar. Siyaseten de rakiplerinin iç mücadelelerini çok iyi      kullanıyor. Adaleti de çağında dillere destan oluyor. Oğlu Mesud’un bir      tüccara olan borcunu geciktirmesi üzerine oğlunu ihtar etmesi dillere      destan oluyor o dönemde. Ya borcunu ödersin ya da mahkemeye çıkarsın ve      beni bir daha göremezsin.
  • Karahanlılar,      Büveyhiler, Samanoğulları, Müslüman olmayan Türkler (muhtemelen Oğuzlar)      ve daha bir çok rakiple uğraşacağına Hindistan’a akın eden Sultan Mahmut      üç yüz yıl sonra Anadolu’daki iç karışıklıklarla ilgileneceğine Bizans’a      akın eden Osmanlı’yı andırıyor. Başarının yolu belli.
  • Sultan Mahmut Selçuk      Bey’in oğlu Arslan Yabgu’yu kandırarak hapsediyor. Arslan Yabgu’nun      normalde her gittiği netameli yere yanında götürdüğü süratli atı      kendisinden uzaklaştıran Sultan barışçı niyetlerle davet etmiş göründüğü      Beyi esir alıyor. (Burada da Köroğlu-Kırat efsanelerine temel olmuş      olabilecek bir hikaye var)
  • Büveyhiler’in kadın bir      hükümdarı var. Sultan buraya sefer düzenleyecekken kadın hükümdardan haber    geliyor. Savaşı kazanırsa bir kadını yendiği için şöhreti artmayacak,      fakat kaybederse hayat boyu alnından silinmeyecek bir lekesi olacak. Bunun      üzerine Büveyhilere saldırmayan Sultan hayatı boyunca da bu devlete      karışmıyor.
  • Sultan Mahmud bu      bölgeleri ele geçirdiği sıralarda bir kervan Irak’dan Hindistan’a      gidiyordu. Ancak Nih çölünde hırsızlar bu kervanı vurdular ve halkını      öldürerek mallarını aldılar. Ölüler arasında yaşlı bir kadının da oğlu      vardı. Yaşlı kadın bu durumdan Sultan’ın huzurunda şikayetçi oldu. Sultan      Mahmud, “Bu vilayet başkentten uzaktır, korumak gerekmiyor” dedi. İhtiyar      kadın ise “O zaman bakman gereken kadar vilayet zabt et. Kıyamet günü      Allah’a hesab vermen gerekecek” dedi. Sultan bu sözler üzerine müteessir      oluyor ve kervan yollarını eşkıyadan temizliyor.
  • Sultan Mahmud’un      puperestliğe karşı acayip bir alerjisi var. Nerede Hintliler ya da      putperest Afganlıların büyük bir puta taptığını duysa üzerlerine sefer      düzenleyip putları kırıyor ve onları İslam’a davet ediyor. Bu şekilde      buralarda çok fazla İslam’a geçenler oluyor.
  • Sultan en güçlü      zamanlarında Abbasi Halifesi’nden Karahanlılar’a ait olan Semerkant      vilayetinin kendisine verilmesini istiyor. Bunu kabul etmeyince de      halifeye diş bilemeye başlıyor. Halifenin elçisine bin adet fil ile gelip      Bağdat’ı dağıtacağını söylüyor. Bunun üzerine halifeden Sultan’a bir      mektup geliyor. Üç harften oluşan bir mektup: Elif, Lam, Mim. Bir bilgin      bu mektubun Kurandaki Fil suresine işaret ettiğini söyleyince Sultan      Mahmud, halifeye düşmanlıktan vazgeçiyor.
  • Sultan Mesud’un işi      gücü birilerini tutuklatarak mallarına el koymak. Ne mal meraklısı bir      adammışsın Mesud. Babanı örnek alsaydın ya biraz. Adam bileğinin hakkıyla      17 sefer düzenledi Hindistan’a. Hem Hindistan’ı Müslümanlaştırdı ki      bugünkü Pakistan dahil civardaki tüm Müslüman toplumun ataları bunlardır.      Sultan Mahmud dünyanın en zengin ülkesi yaptı ülkesini bu yolla. Cihad      ederek kazandığı itibarın yeri de ayrı. Sultan Mahmud bu 17 seferi      yapmasaydı belki bugün Hindistan nüfusu 2 milyarı da geçmişti.
  • Türk devletlerinde kötü      yöneticilerin genel tavrı baskı kurarak etrafını tahakküm altına almak.      Düşman ya kendi akrabaları ya civardaki Türk-Müslüman hakimler. Timur’un      Anadolu seferi de buna bir örnek. Bu nasıl bir kendini beğenmişliktir ki      Türkistan’da oturan Timur Anadolu’daki Beyazıt’ı tahakküm altına almaya      çalışsın. Sana ne? Seni ne ilgilendirir. Dünya tarihinin en gereksiz      askeri harekatlarından birinin mantığını anlayabilmek için Gazneliler      Tarihi’ne bakmak yeterli. Timur durduk yerde hiçbir sebebi yokken kalkıp      hem Anadolu’yu yakıp yıkıyor hem de Altınordu Devleti’ni. Hepsi de kibrinden      kaynaklanıyor. İhtimal ki o sıralar Osmanlı’nın uğraştığı Bizans ile      Altınordu’nun uğraştığı Rus Prensliği de alttan gazı vermişlerdir Timur’a.      Gel buraları yak-yık-git.
  • Sultan Mesud Horasan’da      tutunamayacağını anlayınca Hindistan’a gidip buraya yerleşmeye karar      verir. Sene 1041, meşhur Dandanakan savaşının ertesi. En başta yapacağını      en sonda yapıyor aslında. Bütün ömrünü birilerine güvenmeyerek, birilerini      sindirmeye çalışarak, isyan bastırmaya uğraşarak geçiriyor. Babası gibi      karakterli değil.
  • Gazneli Mahmud’un      siyaseti ise bugün bile örnek alınacak cinsten. Kendisini uğraştıracağını      düşündüğü ülkelerdeki taht kavgalarında hep taraf oluyor fakat asla      kavganın bitmesi yönünde bir davranışta da bulunmuyor. Onlar kendi      aralarında oyalansınlar, ben gidip Hindistan’a sefer düzenleyeyim diyor.      Sultan Mahmud dahi  uğraşsaydı o      dönemin karmakarışık Orta Asya’sı ile; mağlup olurdu. Büyük adam olmak      için net bir görüş, karakterli bir duruş gerekiyor. Mesud’da ne yazık ki  bunlar mevcut değil. Olsaydı zaten bugün Hindistan bir Türk devleti idi.
  • Mesud’dan sonra tahta      geçen oğlu Mevdud dahi hırsına mağlup bir hükümdar. Zayıf Hindistan’a      saldırıp zenginliğe kavuşacağına Selçuklulara tekrar saldırarak kaybedilen      toprakları alma peşine düşüyor. Yine de babası gibi delişmen değil,      mantıklı hareket ediyor. Yaşasaymış belki de dedesi gibi bir hükümdar      olabilirmiş. 29 yaşında vefat ediyor. (1049)
  • Gaznelilerle      Selçuklular arasında anlaşma imzalandıktan sonra yarım asır huzur içinde      yaşıyor Gazneliler. Hindistan’a akınlar düzenleniyor, Türkler kendi      aralarında pek savaşmıyorlar. Demek ki dünya tarihinde Türkler kendi      aralarında mücadele etmemiş olsalar belki de daha huzurlu bir dünyada      yaşıyor olacaktık. Fakat bu huzur ortamı yine taht kavgaları yüzünden      bozuluyor ilerleyen yıllarda.
  • Burada Selçuklularla      ilgili güzel bir anekdota yer vermek istiyorum. Selçuklu hükümdarı      Muhammed Tapar kardeşi Sencer’in Gaznelilerin taht kavgalarına karışmasını      istemiyor, bu minvalde de bir mektup gönderiyor kardeşine. Fakat diyor      elçiye, kardeşim hazırlıklarını tamamlamışsa ona bu emrimi tebliğ etme, bu      onu küçük düşürür. Selçukluların sönük zamanları dahi olsa Sultan’ın      feraseti takdir edilecek cinsten.

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın