Dağılın! Kukla Oynatmıyoruz Burada Acı Çekiyoruz

Ümitle ümitsizlik arasında geçirdiğimiz 13 günlük bir sürecin sonunda kayıp pilotlarımızın şehadeti haberiyle sarsıldık. Ölüm yaşadığımız hayatın en büyük gerçeği. Hayatı veren de alan da Allah. İnancımız gereği kabullenmezlik etmiyoruz ama Yunus Emre’nin dediği gibi “Şu dünyada bir nesneye; yanar içim göynür özüm; Yiğit iken ölenlere; gök ekini biçmiş gibi” demeden de edemiyoruz. Gencecik iki pilot, vazifelerini ifa ederken, savaş ortamı yokken, silahsızken, böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmiyorken, beklemiyorken neyi amaçladığı belli olmayan bir füzenin kurbanı olsunlar. Kendileriyle bir ömrü geçirmeyi uman eşlere, çocuklara, anne ve babalara koskocaman bir boşluk bıraksınlar. İnsanın içi yanmaz mı buna? Yanar.

Bu geçen 13 gün boyunca öğrenim hayatımın yedi senesini birlikte geçirdiğim, aynı sıralarda oturup aynı yatakhanelerde kaldığım Gökhan’ın ne halde olduğunu düşündüm durdum. O ilk vurulma anı nasıldı acaba? Ataklığıyla tanıdığım arkadaşım o vurulmaya karşın bir refleks gösterebilip kendini dışarıya atabildi mi? Denizde kurtarılmayı mı bekliyor yoksa ruhunu teslim mi etti? Dünyadan haberi olmayan bir balıkçı tarafından bulunmuş, kurtarılmış olabilir mi? Ne halde? Ne halde? Ne halde? Gibi onlarca soru kafamda uçuşup durdu. Çarşamba günü sorular yerini üzüntüye bıraktı. O neşeli, gürbüz, sportmen insan; karakteri, ahlakı, inancı, fıtratıyla örnek insan vatanı uğruna canını vermişti. Eminim ki sonunun şehadet olacağını bilseydi de bu göreve aynı şekilde çıkardı. Şimdi Rabbimizin katında rızıklanırken; Allah’ın kendisine verdiği lütufla sevinç içindeyken; kendisi için korkunun olmadığını, mutluluk içinde olduğunu müjdeliyor bize. (Al-i İmran 169-170)

Cuma günü şehitlerimize son vazifemizi yapalım diye şehir mezarlığının yolunu tuttuk. Bütün Malatya buraya gelmiş diyebileceğimiz bir kalabalık büyük bir duyarlılıkla ellerine seccadelerini almış, şehitlerimizi uğurlamaya gelmişlerdi. Başbakanımız ve daha bir çok devlet büyüğümüz de aynı duyarlılığı göstermiş, bu acı günde buralara kadar gelmiş; vatanı için ölenleri ve onların yakınlarını yalnız bırakmamışlardı. Birkaç tane kendini bilmez şakşakçı dışında hepsi de sağ olsunlar.

Biz başımızı önümüze eğmiş, içimize damla damla akan acının hüznünü yaşarken başbakanımız camiye giriş yaptı. Başbakanlık makamı yalakasız olmuyor tabi. Başbakan gelir gelmez bir grup kendini bilmez nerede olduklarını unutup alkış çalmaya başladılar. Sanki biz orada acı çekmiyormuşuz da kukla tiyatrosu oynatıyormuşuz gibi. Eminim başbakan da rahatsız olmuştur durumdan ama dediğim gibi, bir makam varsa yalakası da olacak illa ki. Başbakan girerken ve çıkarken bu bahsettiğim yavşaklar alkış tuttular, ıslık çalan bile oldu. Ben kendi adıma bu insanlarla aynı memleketli olduğumu bırakın, aynı kromozom sayısına sahip olduğum için bile utandım. Bir şehide, bir cenazeye, bir acıya saygısı olmayan bu insanların neye saygı duyabileceklerini düşündüm. Alkışladıkları siyasetçiye bile saygı duymayacaklarına kanaat getirdim. Allah hepsini ıslah etsin.

Şehidimizi defnedip sıradan, rutin, günlük hayatımıza geri döndük. Bizim bu hayatı yaşayabilmemiz için hayatlarını vermiş olan Gökhan Ertan gibi, Hasan Hüseyin Aksoy gibi; mabedimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye kanlarının canlarını vermiş olan bütün şehitlerimizin aziz hatıralarını kalbimizin en müstesna yerine yerleştirerek gündelik hayatlarımıza geri döndük. Allah hepsinden razı olsun.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: