Bir suflör arzusunu en fazla hissedenler borsacılardır sanırım. Hangi hisse senedinin düşüp hangisinin yükseleceğini önceden bilerek yatırım yapma borsa ile ilgilenen herkesin rüyalarını süslüyordur eminim. İnsan gündelik yaşamında da bir suflörünün olması rüyasıyla yaşar durur. Keşke daha önceden böyle olacağını bilseydim, keşke böyle yapsaydım türünden yakınmalar dünyadaki yalnızlığı ve hadiselerin gerçekleşmesinden önce bilgi sahibi olmamanın yoksunluğunun ifadesidir. Tarih okumalarında ise insan suflör rolünü kendi üzerine alarak o tarihe giden bir zaman makinasının içine atlayarak geçmişe gitmek, olayların kahramanlarına uyarılarda bulunmak ister. Timur’un kulağını çekip Osmanlı ve Altınordu devletleriyle uğraşmasına engel olmayı hangi tarih meraklısı istemez ki. Bir zaman makinamız olsaymış geçmişe gidip Fatih’ten Kanuni’ye kadar kimleri uyarmazdık ki bugünün daha güzel olması için. Fakat olmuyor işte. Ne yaparsak yapalım geçmişi değiştirmek elimizde değil. Bugünümüz içinse hayal ettiğimiz gibi bize sufle verecek hiç kimsemiz yok gibi görünse de aslında her an bizi doğru şeyleri yapmamız konusunda ikaz eden o kadar uyarıcımız var ki. Anne babalar en temel suflörleridir hayatlarımızın. Biz çok fazla sözlerine itibar etmesek de belirli bir yaşanmışlığın tecrübesiyle bizi olabilecekler konusunda önceden ikaz ederler. Daireyi biraz daha genişletirsek toplumun içinde bulunan yaşlı insanlar toplumun kurtulması gereken kamburlar değil de tecrübelerinden istifade edilmesi şart olan önderler olmalıdır. Böylelikle insanlığın gelişimi tecrübelerin üst üste bina edilmesiyle devam etmiş olur. Kosova Savaşı’nın sonunda, savaş alanını gezerken bir şey dikkatini çeker Murat Hüdavendigar’ın. Hiç yaşlı yoktur. Neden yaşlı kimse yok düşmanın içinde diye sorar etrafındakilere. Cevap manidar: aralarında ihtiyarlar olsaydı bu hale düşerler miydi? Tarih içerisinde bazı toplumların daha fazla ileri gittikleri ve dünya üzerinde hatırı sayılır bir güç olarak var oldukları görülür. Bunun çeşitli sebeplerinden birisi de toplumsal hafızaya sahip çıkmaları olmuştur. Bugün ilim ve fende ileri gitmiş olan devletlerin daha önceki kuşaklardan kendilerine kalmış olan tecrübe ve bilgi birikimini daha iyi kullandıklarını söyleyebiliriz. Geçmişleri ile bağlarını sıkı tutmayan ve hatta koparan toplumlar çok yüksek bir efor göstermezlerse –ki çok zordur bu- aradaki farkı kolay kolay kapatamazlar. Cumhuriyetin ilk döneminde yapılan harf devrimi sonrasında bizim de geçmişimizle bağlarımız zayıfladı ve aradaki farkı kapatmak için üstün bir gayret göstermemize rağmen halen ilim ve fendeki dünya sıralamamız Osmanlı zamanındaki durumumuzu aratmaktadır. Toplum hafızası ilerlemenin en belirleyici faktörlerindendir. Çok fazla keşke dememek için geçmişimizle bağlarımızı mümkün mertebe sağlam tutmalı, hafızamızı oluşturan yaşlılarımıza elimizden geldiği kadar saygı göstermeli ve birer oyuncu olduğumuz bu dünya sahnesinde bize aktardıklarını çok iyi dinlemeliyiz. Bir toplum yaşlılarının yaşam kalitesi kadar müreffeh, onlardan edindiği tecrübeyi iyi kullandığı sürece de ileridir.