Arşivler

Son Yorumlar

Okuma Listesi

1- Birikimin Hamalları - Ali Ekber Doğan
2- 21. Yüzyılda Kapital - Thomas Piketty
3- Naylon Fiyaka - Zafer Ercan
4- Mekke'ye Giden Yol - Muhammed Esed
5- Doğru Bildiğimiz Yanlışlar - Abdülaziz Bayındır
6- Neoliberalizmin Kısa Tarihi - David Harvey
7- Ölümcül Öyküler - Edgar Allan Poe
8- Zihniyet ve Din - Sabri Ülgener
9- Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
10- Yaşayanlara Çağrı - Roger Garaudy
11- Korku ve Umut - Nihat Karademir
12- Roman Sanatı - Milan Kundera
13- Günlerin Getirdiği - Nurullah Ataç
14- Görme Biçimleri - John Berger
15- Niteliksiz Adam - Robert Mussil
16- Mit ve Anlam - Levi Strauss
17- Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti - Umberto Eco
18- Fontamara - Ignazio Silone
19- Halil Şerif Paşa - Michele Haddad

Semenderlerle Savaş

İnsana en büyük zararı her zaman insanın kendisi vermiştir. Bireysel mutluluğu öngören sistemleri tümevarımcı sistemler olarak adlandırırsak eğer şimdiye kadar başarılı görünseler dahi büyük hüsranlara sebebiyet vermişlerdir. Bireyin refahı arttıkça insanın temel özelliklerinden birisi olan doyumsuzluk devreye girer ve diğer bireylerin acı çekmesi bahasına kendisine artık daha az mutluluk verecek olmasına rağmen hep daha fazlasını ister. Kapitalizm bunun en güzel örneğidir. Bireyi serbest bırakırsınız ve diğerlerini ezme-yok etme karşılığında da olsa doyumsuz nefsinin yangınına odun atar. Benim anlamadığım bir nokta dünyadaki ultra-multi-milyarder insanların varlığıdır. Bir insanın milyarlarca dolarının olması o insana ne gibi faydalar sağlar ki “o la la çok mutluyum milyar dolarım var” şarkısını söylemesi dışında. Neticede yiyecek miktarı da sınırlıdır giyecek de gezecek de. Diğer tarafta başka insanların aç kalıyor olmalarının  sebeplerinden biri de bu zengin-fakir eşitsizliğinin sürekli olarak zenginin lehinde artmasıdır. İnsan doyumsuzluğu insanlığın sonunu getiriyor. Bir gün insanlık o son günü görecek, ne yazık ki çok uzak görünmüyor.

Tümevarım demişken, tümdengelim ne olabilir diye bir soru sorabileceklere cevap vereyim. Bence tümevarımcı sistem bireyi özgür bırakıp serbest bırakan sistem, tümdengelimci ise toplumun refah ve mutluluğunu düşünerek bireyin alanının genişliğini sınırlandıran sistemdir. Tümdengelimci sistemde açlıktan ölen sayısı daha az olacaktır çünkü hedef tüm insanların refahıdır. Tümevarımcı sistemdeki gibi bırakın insanlar kendi rasyonel kararlarını verip toplumsal refaha ulaşsın derseniz dünyanın sonunu da hazırlamış olursunuz.

Karel Capek’in kitabı insanların vahşi kazanma, savaşma, yekdiğerinden üstün olma savaşını eleştiren bir kitap. Almanları eleştirmek için yazdığı söylense de aslında durum pek öyle değil. Yazar insanlığı eleştiriyor kitabında. Daha fazla kazanmak uğruna sonunu düşünmeden her şeyi satan insanlar ve devletler. Sonlarını getireceğini bile bile düşmanına silah ve patlayıcı madde satanlar. Doymak bilmeyen insan arzuları ve kaçınılmaz son. Bilimkurgu tarzında yazılmış eser. İnsanların eğitip köleleştirdiği bir kertenkele ırkı ile savaşı.

Her zamanki gibi kitabın ayrıntılarına girip büyüsünü kaçırmak istemiyorum. Kitap Çek yazar Karel Capek’in. 1936 yılında meş’um dünya savaşından üç yıl önce yayınlamış ve insanlığın sonunu getirecek adımlardan birisi olan ikinci dünya savaşını da görmeden hayata gözlerini yummuş. Yazar adına sevindiğim noktalardan birisi olanları görmemiş olması zira eminim ki görmüş olsaydı bu  savaşı kendisi de “ölseydim de görmeseydim” derdi. Benim elimdeki baskıyı Sabri Gürses Türkçeye çevirmiş ve Yayınları tarafından basılmış. 271 sayfalık bu eser dünyanın 1936’dan bugüne ne kadar az değiştiğini ve Capek’in kehanetlerinin ne kadar çabuk gerçekleştiğini gösteriyor.

O yüzden asıl soru şu: insanın mutluluğa yeteneği oldu mu hiç? Bireyler, evet, her canlıda olduğu gibi; ama insanlık hiçbir zaman olmadı. İnsanın bütün talihsizliği, insan olmak zorunda kalmasından ya da çok geç bir zamanda, zaten akıllanması imkansız bir şekilde uluslar, ırklar, inançlar, sınıflar, mezhepler, zengin, yoksul, eğitimli, eğitimsiz, efendi ve köle diye ayrıldığı zaman insan olmuş olmasından kaynaklanıyor. Eğer atları, kurtları, koyunları, kedileri, tilkileri, geyikleri, ayı ve keçileri alıp bir ağıla koyar, Toplum Kuralları denen bu anlamsız karışımda yaşamaya zorlar, onlara bu kuralları dayatırsanız, o zaman mutsuzluk, hoşnutsuzluk ve ölüm, Tanrı’nın bile kendi evinde hissedemediği bir toplum elde edersiniz. 

 

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın